<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>AHİRET VE DÜNYA SAADETİNE MANİ OLAN BİD’ATLER (2. Bölüm) &#8211; Kent Havadis</title>
	<atom:link href="https://kenthavadis.com/etiket/ahiret-ve-dunya-saadetine-mani-olan-bidatler-2-bolum/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kenthavadis.com</link>
	<description>Bağımsız Yerel Siyasi ve Ekonomi Gazetesi</description>
	<lastBuildDate>Sun, 07 Jun 2020 10:05:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://kenthavadis.com/wp-content/uploads/2026/04/cropped-kent-havadis-150x150.webp</url>
	<title>AHİRET VE DÜNYA SAADETİNE MANİ OLAN BİD’ATLER (2. Bölüm) &#8211; Kent Havadis</title>
	<link>https://kenthavadis.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>AHİRET VE DÜNYA SAADETİNE MANİ OLAN BİD’ATLER (2. Bölüm)</title>
		<link>https://kenthavadis.com/ahiret-ve-dunya-saadetine-mani-olan-bidatler-2-bolum.html</link>
					<comments>https://kenthavadis.com/ahiret-ve-dunya-saadetine-mani-olan-bidatler-2-bolum.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Havadis]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Jun 2020 10:05:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[AHİRET VE DÜNYA SAADETİNE MANİ OLAN BİD’ATLER (2. Bölüm)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://kenthavadis.com/?p=2670</guid>

					<description><![CDATA[Sevgili kardeşlerim, hidayete eren kurtuluşa erenler, mutlaka Allah’tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunanlardır. 3/ÂLİ İMRÂN-112:&#160;Duribet aleyhimuz zilletu eyne mâ sukıfû illâ bi hablin minallâhi ve hablin minen nâsi ve bâû bi gadabin minallâhi ve duribet aleyhimul meskeneh(meskenetu), zâlike bi ennehum kânû yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnel enbiyâe bi gayri hakk(hakkın), zâlike bimâ asav [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sevgili kardeşlerim, hidayete eren kurtuluşa
erenler, mutlaka Allah’tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunanlardır.</p>



<p><strong><em>3/ÂLİ İMRÂN-112:&nbsp;Duribet aleyhimuz zilletu eyne mâ sukıfû
illâ bi hablin minallâhi ve hablin minen nâsi ve bâû bi gadabin minallâhi ve
duribet aleyhimul meskeneh(meskenetu), zâlike bi ennehum kânû yekfurûne bi
âyâtillâhi ve yaktulûnel enbiyâe bi gayri hakk(hakkın), zâlike bimâ asav ve
kânû ya’tedûn(ya’tedûne). </em></strong></p>



<p>Onların üzerlerine, nerede olurlarsa olsunlar zillet (alçaklık)
damgası vuruldu. Ancak Allah&#8217;ın ipine (Sıratı Mustakîm&#8217;e) ve insanlardan bir
ipe (Allah&#8217;a ulaştıracak olan mürşide) tutunanlar (ulaşanlar) hariç. (Onlar)
Allah&#8217;tan bir gazaba uğradılar ve üzerlerine miskinlik damgası vuruldu. Bu,
onların Allah&#8217;ın âyetlerini inkâr etmiş olmaları ve peygamberleri haksız yere
öldürmüş olmaları sebebiyledir. İşte bu, onların (Allah&#8217;a) isyan etmelerinden
ve haddi aşmış olmalarındandır.</p>



<p>Allah’a ulaşmayı dileyen kişinin, ruhu Allah’tan bir ipe Sırat-ı
Mustakîme, kendisi de insanlardan bir ipe (mürşide) sarılmıştır. Bu,
Kur’ân’daki İslâm’ın ilk iki safhasıdır. Allah’a ulaşmayı dilemek ve mürşide
tâbiiyet gerçekleşmediği süre içerisinde hiçbir zaman hiç kimsenin kurtuluşa
ulaşması mümkün değildir.&nbsp; </p>



<p>Günümüzde insanlar “Kalbinde zerre kadar îmânı olan mutlaka cennete
gider.” sözüne dayanarak Allah’ın varlığına inanan herkesin cennete gideceğini
söylüyorlar. İblis insanları bu şekilde bir hurafe ile aldatıyor. Îmân,
Allah’ın varlığına inanmak demek değildir. Sevgili kardeşlerim îmânın kalbe
girmesi ancak Allah’a ulaşmayı dilemekle mümkündür.</p>



<p><strong><em>49/HUCURÂT-14:&nbsp;Kâletil a’râbu âmennâ, kul lem tû’minû ve
lâkin kûlû eslemnâ ve lemmâ yedhulil îmânu fî kulûbikum, ve in tutîûllâhe ve
resûlehu lâ yelitkum min a’mâlikum şey’â(şey’en), innallâhe gafûrun
rahîm(rahîmun). </em></strong></p>



<p>Araplar: “Biz âmenû olduk.” dediler. (Onlara) de ki: “Siz âmenû
olmadınız (Allah’a ulaşmayı dilemediniz). Fakat: “Teslim olduk.” deyin.
Kalplerinize (içine) îmân girmedi. Ve eğer Allah’a ve O’nun Resûlü’ne itaat
ederseniz (Allah’a ulaşmayı dilerseniz), amellerinizden bir şey eksiltmez.
Muhakkak ki Allah, Gafur’dur, Rahîm’dir.”</p>



<p>Allahû Tealâ, Câsiye Suresinin 23. âyet-i
kerimesinde belirtildiği gibi, Allah’a ulaşmayı dilemeyen herkesin hassalarına
engeller koyar. Onların basar hassası üzerinde gışavet adlı perde vardır.
Kulaklarındaki semi hassasının mührü mühürlenmiştir ve kalplerindeki fıkıh
hassası mühürlüdür.</p>



<p><strong><em>17/İSRÂ-45:&nbsp;Ve izâ kara’tel kur’âne cealnâ beyneke ve
beynellezîne lâ yu’minûne bil âhirati hicâben mestûrâ(mestûren). </em></strong></p>



<p>Sen Kur’ân’ı kıraat ettiğin (okuduğun) zaman, seninle ahirete
(ölmeden evvel Allah’a ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı
mesture kıldık (gözlerinin üzerine, seni peygamber olarak görmelerini engelleyen
bir perde koyduk).</p>



<p>“Sen Kur’ân-ı Kerimi kıraat ettiğin zaman seninle yevm’il
âhire, Allah’a ulaşma gününe îmân etmeyenlerin arasına baş gözlerine hicab-ı
mesture, kulaklarına vakra, kalplerine ekinnet koyduk.”</p>



<p>Kişi tebliğe muhatap olduğu zaman, eğer Allah’a
ulaşmayı dilemezse, Allah onun hassalarına engeller koyuyor. Allahû Tealâ’nın
hassalarına engel koyduğu kişiler mürşide tâbî olmayacakları için uzuvlarına da
engeller koyuluyor. Bu birbirini takip eden iki tane esas faktördür. O sebeple
hassalarına ve uzuvlarına engel konulan insanlar, sağır, dilsiz ve körlerdir.
Bu engellerin kaldırılabilmesi mutlaka o kişinin davete icabet etmesine,
Allah’a ulaşmayı dilemesine bağlıdır. </p>



<p>Sevgili kardeşlerim, ehli kitaptan kâfirler
ve müşriklerin kimler olduğunu bir kere daha zikredelim. Ehl-i kitaptan olan
müşrikler putlara tapanlar değildir. “Kitap ehlinden” ifadesi ile,
bunların açık şirkte olmayan, gizli şirktekiler olduğu neticesine ulaşıyoruz. </p>



<p>Günümüzde İslâm’ın beş şartı, herkesi Allah’ın yolundan saptırmaya
yetmiştir. İslâm’ın beş şartı içerisinde İslâm’ın ilk iki safhası olan “Allah’a
ulaşmayı dilemek ve mürşide tâbiiyet.” yoktur. Bu iki safhanın varolmaması
sebebiyle İslâm’ın beş şartı hiç kimseyi kurtuluşa ulaştırmaz. Bu sebeple
Allahû Tealâ Rûm-31 ve 32’de şöyle buyuruyor:</p>



<p><strong><em>30/RÛM-31:&nbsp;Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ
tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). </em></strong><br>
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve
O&#8217;na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece)
müşriklerden olmayın.</p>



<p><strong><em>30/RÛM-32:&nbsp;Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean),
kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).</em></strong></p>



<p>(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar
ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.</p>



<p>Müşrikler, Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerdir,
takva sahibi olmayanlardır, hacet namazı kılarak mürşidlerine tâbî olmayanlardır. Onlar dînde
fırkalara ayrılmışlardır. Her hizip yanındakiyle ferahlanıyor. Dînde fırkalara ayrılanlar yine bir kişinin etrafında
toplananlardır. Ama etrafında toplandıkları kişi Allah’ın irşadla
vazifelendirdiği kişi değildir. Bu sebeple Şûrâ
Suresinin 13. âyet-i kerimesinde: “ve dînde fırkalara ayrılmayın.” buyuruyor.
Allah’a ulaşmayı dilemeyen ve mürşidlerine tâbî olmayanlar, dînde fırkalara
ayrılanlardır. Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır, mürşidi olmayanlar
şeytana tâbî olanlardır. </p>



<p><strong><em>42/ŞÛRÂ-13:&nbsp;Şerea lekum mined
dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve
mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alâl muşrikîne
mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men
yunîb(yunîbu). </em></strong></p>



<p>(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a
vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta
tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya
ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı.
Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor
geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır
(ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).</p>



<p>Allahû Tealâ Sebe Suresinin 20. âyet-i kerimesinde bu hakikati dile getiriyor. </p>



<p><strong><em>34/SEBE-20:&nbsp;Ve lekad saddaka
aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn(mûminîne). </em></strong><br>
Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını
(hedefini) yerine getirdi. Böylece mü’minleri oluşturan bir fırka (Allah’a
ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yani,
Allah’a ulaşmayı dileyenler hariç hepsi şeytana tâbî oldular. “Allah’a ulaşmayı
dileyenler hariç” dendiğine göre, iblise tâbî olanlar Allah’a ulaşmayı
dilemeyenlerdir. Allah’a ulaşmayı dilemeyen herkes kesinlikle ikinci safhada
iblise tâbî olur. </p>



<p><strong><em>18/KEHF-17:&nbsp;Ve tereş şemse izâ
taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli
ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men
yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen
murşidâ(murşiden). </em></strong><br>
Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından
geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün.
Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu,
Allah’ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa,
işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı
dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.</p>



<p>Allah kimi dalâlette bırakırsa onun
için bir velî mürşid bulunmaz. Ancak Allah’a ulaşmayı dileyenler için bir velî
mürşid söz konusudur. Allahû Tealâ açıkça bunu dile getiriyor.</p>



<p>Ayrıca, bir de Rûm-32’de belirtildiği gibi, dînde
fırkalara ayrılanların hepsi iblise tâbî olanlardır. Yani insan şeytanların
peşinden gidenlerdir. İnsan şeytanlar Allah tarafından seçilmeyenlerdir.
Kendileri Allah’a ulaşmayı dilememiş, başkalarının ulaşmasına mâni olan
kişilerdir. İşte insanlar onların peşinden gidiyorlar ve her hizip ne yazık ki
yanındakiyle ferahlanıyor. </p>



<p>Âli İmrân Suresinin 103. âyet-i kerimesinde
Allahû Tealâ şöyle emir buyuruyor: “Hepiniz toptan
Allah’ın ipine sarılın, yani Allah’a ulaşmayı dileyin.” Ruh için Allah’ın ipi
Sıratı Mustakîm’dir. “Dînde fırkalara ayrılmayın.” Yani mürşidinize tâbî olun
buyuruyor.&nbsp; </p>



<p><strong><em>3/ÂLİ İMRÂN-103:&nbsp;Va’tasımû bi
hablillâhi cemîân ve lâ teferrekû, vezkurû ni’metallâhi aleykum iz kuntum
a’dâen fe ellefe beyne kulûbikum fe asbahtum bi ni’metihî ihvânâ(ihvânen), ve
kuntum alâ şefâ hufretin minen nâri fe enkazekum minhâ, kezâlike yubeyyinullâhu
lekum âyâtihî leallekum tehtedûn(tehtedûne). </em></strong></p>



<p>Ve hepiniz, Allah’ın ipine sımsıkı
tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki ni’metini
hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin
arasını birleştirdi, böylece O’nun (Allah’ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve
siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah,
âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Cinn
Suresinin 23. âyet-i kerimesine baktığımız zaman Allahû Tealâ bir hakikati
dile getiriyor. </p>



<p><strong><em>72/CİNN-23:&nbsp;İllâ belâgan
minallâhi ve risâlâtihi, ve men ya&#8217;sıllâhe ve resûlehu fe inne lehu nâre
cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden). </em></strong></p>



<p>(Bu) sadece Allah’tan olanı tebliğ ve
O’nun risaletidir. Ve kim Allah’a ve O’nun Resûl’üne asi olursa, bundan sonra muhakkak
ki onun için, içinde ebediyyen kalacağı cehennem ateşi vardır.</p>



<p>“Kim Allah’a ve resûlüne
isyan ederse” Allah’a isyan edenler, Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerdir. Resûle
isyan edenler, ona tâbî olmayanlardır. Ama bunlar sadece tâbî olmamakla
kalmıyor, aynı zamanda başkalarının da Allah’a ulaşmayı dilemesine mani
oluyor. Kim Allah’a, O’nun resûlüne asi olursa, muhakkak ki onun için ebedi
cehennem ateşi vardır. </p>



<p>Cehennemlikler 53 tane âyet-i kerime gereğince
cehennemde ebedi kalacak olanlardır. Evet, 53 tane âyet-i kerime cehenneme
giren kişinin orada ebedi kalacağını ifade buyuruyor.&nbsp; Cehenneme giren insanlar Mu’minûn Suresi 103.
âyet-i kerimesi gereğince günahları sevaplarından fazla olanlardır. Günahları
sevaplarından fazla olanlar mutlaka cehennemin yedi kapısının birisinden içeri
girerler. Gerçekten zümre zümre cehenneme girenler var. Burada zümre zümre
demesinin sebebi, yedi cehennem olması ve cehennemin yedi kapısının her
birinden bir grubun girmesi suretiyle cehennemliklerin yedi zümreye ayrılmasıdır.</p>



<p><strong><em>23/MU&#8217;MİNÛN-103:&nbsp;Ve men haffet
mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne). </em></strong></p>



<p>Ve kimin mizanı (sevap tartıları)
hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde
ebediyen kalacak olanlardır.</p>



<p>Allahû Tealâ cehennemin, cennetlikler için bir gezinti yeri olduğunu beyan ediyor. Hapishanede olan bir
kişi hapishaneye cezasını çekmek üzere girmiştir. Bir de hapishanede olan
biteni öğrenmek üzere gezen kişiler vardır. işte cehennemi de bir ebedi hapishane
şeklinde düşünürsek, cennetlikler cehennemi gezip görenlerdir. Cehennem
cehennemlikler için bir azap çekme yeridir. Başlangıç noktasında cennetlikler
de, cehennemlikler de mutlaka cehenneme girerler. Cehennemlikler orada
kalarak ebedî azap çekecek, cennetliklerse cehennemi ve şiddetli azabı
gördüklerinde, Rablerine hamd ve şükrederek oradan ayrılacak ve ait oldukları
cennetlere gideceklerdir. </p>



<p><strong><em>19/MERYEM-71:&nbsp;Ve in minkum illâ
vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ(makdıyyen). </em></strong><br>
Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz),
illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin üzerine
(aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Başlangıç
noktasında üç tane âyet-i kerime grubu gereğince insanlar dalâlettedir ve
dalâlette olanların da gidecekleri yer cehennemdir. En’âm Suresinin 77. âyet-i
kerimesinde Hz. İbrâhîm (A.S)’ın, Şuarâ-20’de Hz. Musa (A.S)’ın, Duhâ-7’de Hz.
Muhammed (S.A.V)’ın dalâlette olduğunu ama resûl ve nebî olmaları hasebiyle
Allahû Tealâ’nın onları hidayete erdirdiği kesinlikle beyan ediliyor. </p>



<p><strong><em>6/EN&#8217;ÂM-77:&nbsp;Fe lemmâ reel kamere
bâzigan kâle hâzâ rabbî, fe lemmâ efele kâle le in lem yehdinî rabbî le
ekûnenne minel kavmid dâllîn(dâllîne).</em></strong></p>



<p>Ay’ı doğarken görünce: “Benim Rabbim
bu.” dedi. Fakat kaybolunca: “Eğer Rabbim beni hidayete erdirmezse, mutlaka
dalâletteki kavimden olurum.” dedi.</p>



<p><strong><em>26/ŞUARÂ-20:&nbsp;Kâle fealtuhâ izen
ve ene mined dâllîn(dâllîne).</em></strong></p>



<p>Musa (A.S): “Onu yaptığım zaman ben,
dalâlette olanlardandım.” dedi.</p>



<p><strong><em>93/DUHÂ-7:&nbsp;Ve vecedeke dâllen fe
hedâ. </em></strong></p>



<p>Ve seni dalâlette buldu sonra hidayete erdirdi.</p>



<p><em>(Devamı bir sonraki yazıda)</em></p>



<p><strong>Dr. Abdulcabbar BORAN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kenthavadis.com/ahiret-ve-dunya-saadetine-mani-olan-bidatler-2-bolum.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
