<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>cabbar boran &#8211; Kent Havadis</title>
	<atom:link href="https://kenthavadis.com/etiket/cabbar-boran/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kenthavadis.com</link>
	<description>Bağımsız Yerel Siyasi ve Ekonomi Gazetesi</description>
	<lastBuildDate>Sun, 17 May 2020 15:48:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://kenthavadis.com/wp-content/uploads/2026/04/cropped-kent-havadis-150x150.webp</url>
	<title>cabbar boran &#8211; Kent Havadis</title>
	<link>https://kenthavadis.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>AHİRET VE DÜNYA SAADETİNE MANİ OLAN BİD’ATLER (1. Bölüm)</title>
		<link>https://kenthavadis.com/ahiret-ve-dunya-saadetine-mani-olan-bidatler-1-bolum.html</link>
					<comments>https://kenthavadis.com/ahiret-ve-dunya-saadetine-mani-olan-bidatler-1-bolum.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Havadis]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 May 2020 15:43:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[AHİRET VE DÜNYA SAADETİNE MANİ OLAN BİD’ATLER (1. Bölüm)]]></category>
		<category><![CDATA[cabbar boran]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://kenthavadis.com/?p=2540</guid>

					<description><![CDATA[Esselamu Aleykum ve Rahmetullah ve Berekatuhu Allahû Tealâ’ya sonsuz hamd ve şükrederiz, bizleri bir kere daha bir yazımızda biraraya getirdi. Bu yazımızda, cennete girme konusunda günümüz dîn tatbikatında mevcut olan yanlış bilgilerden bahsedeceğiz. Dînin yegâne kaynağı Kur’ân-ı Kerim’dir. Allahû Tealâ’nın, on dört asıl evvel indirdiği Kur’ân-ı Kerim’i evvelâ Peygamber Efendimiz (S.A.V) kendisi öğrenmiş, sonra sahâbeye [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Esselamu Aleykum ve Rahmetullah ve
Berekatuhu </p>



<p>Allahû Tealâ’ya sonsuz hamd ve
şükrederiz, bizleri bir kere daha bir yazımızda biraraya getirdi. Bu yazımızda,
cennete girme konusunda günümüz dîn tatbikatında mevcut olan yanlış
bilgilerden bahsedeceğiz. </p>



<p>Dînin yegâne kaynağı Kur’ân-ı Kerim’dir. Allahû
Tealâ’nın, on dört asıl evvel indirdiği Kur’ân-ı Kerim’i evvelâ Peygamber
Efendimiz (S.A.V) kendisi öğrenmiş, sonra sahâbeye de öğretmek suretiyle Asr-ı
Saadetin yaşanmasına önderlik etmiştir. Kur’ân-ı Kerimi her devirde açıklayan Allah’ın resûlleri vardır.
Resûllerin birinci görevi âyetleri tilâvet etmektir. Cennete girebilme
konusundaki tüm hakikatleri Allah âyetlerle Kur’ân-ı
Kerim’de açıklamıştır. Yine cehenneme kimlerin gideceğini de Allahû
Tealâ âyetlerde açıklamıştır. Ama günümüz dîn tatbikatına baktığımız zaman
insanların çoğu, %90’ından fazlası bugün Kur’ân’daki İslâm’ı yaşamamaktadır.
Çünkü insanlar dîni Kur’ân-ı Kerim’den
öğrenmemektedirler. Resûllerin Allah’a ulaşmayı dilemeyen, şirkte olan
âyetlerden gafil, irşatla vazifeli olmayan Resûllerin yerine koydukları kuberâ
ve sâdatlardan dîn öğrenenlerin hidayete ermeleri ve başkalarının, hidayetine
vesile olmaları hiçbir zaman mümkün değildir. </p>



<p>Günümüz dîn tatbikatına bid’atler
hakim olmuştur. İnsanlar işledikleri günahların karşılığında cezalarını
cehennemde çektikten sonra Allah’a olan inançları sebebiyle sonuçta mutlaka
cennete gireceklerine, yaptıkları hayırların karşılığını cennette yaşayacaklarına
inanıyorlar. Bu inanç, günümüzde hakim olan bid’atlerden bir tanesidir,
kesinlikle doğru değildir. Allahû Tealâ cennete girebilmenin ölçüsünü Kur’ân-ı Kerim’de vermiştir. İnsanların bu dünya hayatında
yaptıkları hayırlar ve bunun neticesinde kazandıkları derecatlar vardır. Yine
insanların bu dünya hayatında nefslerine uyarak işledikleri şerler, günahlar ve neticesinde kaybettikleri derecatlar vardır.&nbsp; </p>



<p>Allahû Tealâ, cennete girebilmeyi hayırların
şerrlerden fazla olmasına bağlamıştır. Cehenneme girmeyi de şerrlerin
hayırlardan fazla olmasına bağlamıştır. Cennete giren kişinin cennette ebedi
kalacağını, cehenneme giren kişinin de cehennemde ebedi kalacağını net olarak
53 tane âyet-i kerimede bildirmiştir. Öyleyse sevgili kardeşlerim, âyetleri
yalanlayanlar için Allahû Tealâ, A’râf Suresinin 36. âyet-i kerimesinde şöyle
buyuruyor: </p>



<p><strong><em>7/A&#8217;RÂF-36:&nbsp;Vellezîne kezzebû bi
âyâtinâ vestekberû anhâ ulâike ashabun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).</em></strong></p>



<p>Ve âyetlerimizi yalanlayan kimseler
ve onlara karşı kibirlenenler, işte onlar ateş ehlidirler ve onlar, orada
devamlı kalanlardır (kalacaklardır).</p>



<p>Allahû Tealâ, âyetleri tekzib eden ve onunla kibirlenen insanlardan
bahsetmektedir. Âyetleri tekzip eden ve onunla kibirlenen insanlar aslında
mürşide tâbî olmayan ama insanlara dîn öğretme konumunda bulunan kişilerdir.
İlmin kibiri onları kaplamış durumdadır. Bu sebeple Allahû Tealâ, “Biz
cehennemi insan ve cinlerin çoğu için yarattık.” buyuruyor. </p>



<p>Allah yaratıyor, insanlar da seçiyorlar. Fakat Rabbimiz şöyle
buyuruyor:</p>



<p><strong><em>17/İSRÂ-15:&nbsp;Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî),
ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ
kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen). </em></strong><br>
Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için
(nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise
sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı
yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir
resûl göndermedikçe azap edici olmadık.</p>



<p>“Resûl göndermesem asla azap etmem.” İnsanlar kazandıkları, negatif derecelerin, pozitif
derecelerinden fazla olması sebebiyle cehenneme girerler. </p>



<p>Allahû Tealâ resûl gönderiyor ve resûl hidayeti tebliğ
ediyor. Allahû Tealâ tebliğe muhatap olup, Allah’a ulaşmayı dileyen kişilerin
günahlarını Enfâl-29’a göre örtüyor. Günahları örtülen kişi geride kalan
sevaplar sebebiyle, bir tek dilek karşılığında mutlaka cennete giriyor. Şartlar
ne olursa olsun dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dileyenleri mutlaka cennetine
almak için Allah resûlleri görevlendiriyor.</p>



<p>&nbsp;İşte Allahû Tealâ Ahzâb
Suresinin 64. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:</p>



<p><strong><em>33/AHZÂB-64:&nbsp;İnnallâhe leanel kâfirîne ve eadde lehum
saîrâ(saîren). </em></strong></p>



<p>Muhakkak ki Allah, kâfirleri lânetledi. Onlar için alevli ateşi
(cehennemi) hazırladı. </p>



<p>Allah’ın lânetlediği kâfirler,
alelâde kişiler değil, kendileri Allah’a ulaşmayı dilemedikleri gibi başkaların
da dilemesine mâni olan kişilerdir. Onlar cehennemde ebedi olarak
kalacaklardır. Ahzâb-65’te ise, bu insanların ebedi olarak cehennemde
kalacaklarını ve onlar için bir velî nezîrin
(yardımcının) bulunmayacağını ifade ediyor. </p>



<p><strong><em>33/AHZÂB-65:&nbsp;Hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), lâ yecidûne
veliyyen ve lâ nasîrâ(nasîren). </em></strong></p>



<p>Orada ebediyyen kalıcılardır (kalacak olanlardır). (Orada) bir
dost ve bir yardımcı bulamazlar.</p>



<p>Sevgili
okurlar, Allahû Tealâ lânetlediği bu kâfirler
için Ahzâb Suresinin 66, 67, 68. âyet-i kerimelerinde şöyle buyuruyor:</p>



<p><strong><em>33/AHZÂB-66:&nbsp;Yevme
tukallebu vucûhuhum fîn nâri yekûlûne yâ leytenâ eta’nâllâhe ve eta’ner
resûlâ(resûlen).</em></strong></p>



<p>Onların yüzlerinin, ateşin içinde
(bir taraftan bir tarafa) çevrileceği gün: &#8220;Keşke biz Allah’a ve Resûl’e
itaat etseydik.&#8221; diyecekler.</p>



<p><strong><em>33/AHZÂB-67:&nbsp;Ve
kâlû rabbenâ innâ ata’nâ sâdetenâ ve kuberâenâ fe edallûnâs sebîl(sebîlâ). </em></strong><br>
Ve cehennemde olanlar derler ki: &#8220;Yarabbi,
muhakkak ki biz, sâdatlarımıza (dînde ileri gidenlerimize) ve küberamıza
(büyüklerimize) itaat ettik. Ve böylece Senin yolundan (Sıratı Mustakîmi’nden)
saptık.&#8221;</p>



<p><strong><em>33/AHZÂB-68:&nbsp;Rabbenâ
âtihim dı’feyni minel azâbi vel anhum la’nen kebîrâ(kebîren). </em></strong></p>



<p>Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve
onları büyük bir lânetle lânetle.<strong><em></em></strong></p>



<p>Bakara Suresinin 39. âyet-i kerimesinde de aynı muhteva bir kere daha zikrediliyor. </p>



<p><strong><em>2/BAKARA-39:&nbsp;Vellezîne keferû ve
kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbun nâr(nârı), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne). </em></strong><br>
Ve inkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar, işte
onlar ateş ehlidir, orada ebedî kalacak olanlardır.</p>



<p>İnkâr edenler, sadece Allah’a ulaşmayı dilemeyenler değil,
Allah’ın âyetlerini yalanlayanlardır. Yani mürşide tâbî olmayanlardır. Ve
âyet-i kerime, onların da cehenneme gireceğini net olarak bize bildiriyor. </p>



<p>Allahû Tealâ, hidayet tebliğine muhatap olduktan sonra
Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin hassalarına engeller
koyuyor. Allahû Tealâ, bu hassalarına engel
konulan kişilerin, mürşidlerine de tâbî olmayacaklarını, hevalarına
uyacaklarını Câsiye-23’te belirtiyor. </p>



<p><strong><em>45/CÂSİYE-23:&nbsp;E fe reeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve
edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî
gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ
tezekkerûn(tezekkerûne). </em></strong></p>



<p>Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu
ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve
kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde)
çekti. Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez
misiniz?</p>



<p>Ve hassalarına engeller koyulan bu kâfirler nefslerini
ilah ediniyorlar. Aynı hakikati bir kere daha Rabbimiz Kehf Suresinin 105.
âyet-i kerimesinde dile getiriyor. </p>



<p><strong><em>18/KEHF-105:&nbsp;Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve
likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen). </em></strong></p>



<p>İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden
evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba
oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.</p>



<p>Onlar Allah’ın âyetlerini ve O’na (Allah’a) ulaşmayı inkâr
ediyorlar. Dolaylı olarak mürşidi de inkâr ediyorlar. Çünkü bir insanın Allah’a
ulaşması ancak mürşidine tâbî olmasıyla mümkündür. Dünya hayatında Allah’a
ulaşma dileğini anlatan âyetleri yalanlayanlar, dolaylı olarak İslâm’ın ikinci
safhası olan mürşide tâbiiyeti gerçekleştiremezler. Bu sebeple asla hidayete
eremezler. Yûnus Suresinin 45. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ bunu dile
getirmiştir.</p>



<p><strong><em>10/YÛNUS-45:&nbsp;Ve yevme yahşuruhum
ke en lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yeteârefûne beynehum, kad
hasirellezîne kezzebû bi likâillâhi ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne). </em></strong><br>
Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka
kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek).
Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah’a mülâki olmayı
(Allah’a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana
düşürdüler). Ve hidayete eren kimseler olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel
Allah’a ulaştıramadılar).</p>



<p>“Allah’a ulaşmayı yalanlayanlar onlar hüsrandadır, onlar asla hidayete
eremezler.” </p>



<p>Sadece Allah’a ulaşmayı dilemeyerek küfürde kalan mürşide tâbî
olmayanlar değil, bir de yeryüzünde fesat çıkaranlar vardır; onlar da hidayeti
gizleyenlerdir. </p>



<p><strong><em>2/BAKARA-159:&nbsp;İnnellezîne yektumûne mâ enzelnâ minel
beyyinâti vel hudâ min ba’di mâ beyyennâhu lin nâsi fîl kitâbi ulâike
yel’anuhumullâhu ve yel’anuhumul lâinûn(lâinûne). </em></strong></p>



<p>Muhakkak ki, beyyinelerden indirdiğimiz şeyleri ve hidayeti
(ölmeden evvel ruhun Allah&#8217;a ulaştırılmasını) Kitap&#8217;ta insanlara açıklamamızdan
sonra gizleyenlere, işte onlara, Allah lânet eder ve lânet ediciler de onlara
lânet eder.</p>



<p>“Hidayeti ve Allah’ın indirdiği beyyineleri gizleyenler var ya, Allah
onlara lanet etmiştir. Lânet edicilerin de lâneti onların üzerinedir.”
Yeryüzünde fesat çıkaranlar Allahû Tealâ’nın âyetlerini, hidayeti
gizleyenlerdir. </p>



<p>Öyleyse sevgili okurlar, cehennemliklerin durumuna baktığımız zaman,
net bir tabloyla karşılaşıyoruz. Allahû Tealâ’nın resûllerinin
görevleri; âyetleri tilâvet etmek, nefsleri tezkiye etmek, Kitab’ı
öğretmek ve hikmeti öğretmektir. </p>



<p>Âyetleri tilâvet etmek İslâm’ın ilk iki safhasıyla
alâkalıdır ve bu sebeple de âyetleri inkâr edenler ve mürşide tâbî olmayı inkâr edenler onlar Allah’ın rahmetinden ümit
kesenlerdir.</p>



<p><strong><em>15/HİCR-56:&nbsp;Kâle
ve men yaknetu min rahmeti rabbihî illad dâllûn(dâllûne). </em></strong></p>



<p>&#8220;Dalâlette olanlardan başka, kim
Rabbinin rahmetinden ümidini keser?&#8221; dedi.</p>



<p><strong><em>29/ANKEBÛT-23:&nbsp;Vellezîne keferû bi âyâtillâhi ve likâihî
ulâike yeisû min rahmetî ve ulâike lehum azâbun elîm(elîmun). </em></strong></p>



<p>Allah’ın âyetlerini ve O’na (Allah’a) mülâki olmayı (ruhlarını
hayatta iken Allah’a ulaştırmayı) inkâr edenler; işte onlar, rahmetimden ümidi
kestiler. Ve işte onlar ki; onlar için elîm azap vardır.</p>



<p>İlk iki safhayı yaşamayanların kesinlikle kurtuluşa
ulaşmaları söz konusu değildir.</p>



<p>Allahû Tealâ Nisâ Suresinin 123. âyet-i
kerimesinde: “Ne sizin kuruntularınızla, ne de kitap ehlinin kuruntularıyla
değil, kim nefsine uyar kötülük yaparsa onunla cezalandırılır. Ve kendisi için
Allah’tan başka bir velî ve bir yardımcı bulunmaz.” buyuruyor. </p>



<p><strong><em>4/NİSÂ-123:&nbsp;Leyse bi emâniyyikum ve lâ emâniyyi ehlil
kitâb(kitâbi), men ya’mel sûen yucze bihî, ve lâ yecid lehu min dûnillâhi
veliyyen ve lâ nasîrâ(nasîran). </em></strong></p>



<p>Sizin emaniyenizle ve kitap ehlinin emaniyesi ile değil, kim
kötülük yaparsa (sadece) onunla cezalandırılır. Ve kendisi için Allah&#8217;tan başka
bir velî ve bir yardımcı bulamaz.</p>



<p>Sevgili kardeşlerim âyet-i kerimede Allahû Tealâ
“Allah’tan başka bir velî ve yardımcı bulunmaz” buyurmasına rağmen insanlar bu
konuda başka bir bid’ati devreye koyuyorlar. “Mürşide tâbî olmak şirktir, kul
ile Allah arasına kimse girmez” diyerek mürşidi dîn tatbikatından
çıkartıyorlar. Halbuki hidayete erdirmekle vazifeli olan devrin imamını Allah
tayin ediyor.</p>



<p><strong><em>32/SECDE-24:&nbsp;Ve
cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ
yûkınûn(yûkınûne). </em></strong></p>



<p>Ve onlardan, emrimizle hidayete
erdiren imamlar kıldık ve sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn
seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.<strong><em></em></strong></p>



<p>&nbsp;Halbuki mürşid Allah’ı temsilen
vardır. Mürşid İslâm’ın yedi safhasını yaşamıştır. Allah’a ulaşmayı dilemiş, mürşidine tâbî olmuş, ruhunu Allah’a
teslim etmiş, fizik vücudunu Allah’a teslim etmiş, nefsini Allah’a teslim
etmiş, irşada ulaşmış ve iradesini de Allah’a teslim etmiştir. Mürşid Allah’ı
yeryüzünde temsil eden bir kişidir.</p>



<p><strong><em>7/A&#8217;RÂF-181:&nbsp;Ve
mimmen halâknâ ummetun yehdûne bil hakkı ve bihî ya’dilûn(ya’dilûne). </em></strong><br>
Ve yarattıklarımızdan bir ümmet vardır ki, Hakk’a
(Allah’a) ulaştırırlar ve onunla adaletle hükmederler.</p>



<p>Allahû Tealâ hidayete erdirmek istediklerini bu hidayetçileri vesile kılar. Yani Allahû Tealâ her
şeyi bir sebep ve sonuçla vücuda getirir. Hidayet ruhun Allah’a ulaşması ise
Allahû Tealâ bunu bir sebeple (hidayetçi ile) vücuda getirir. Hidayete ermek
mutlaka hidayetçiyi gerektirir.</p>



<p><strong><em>20/TÂHÂ-123:&nbsp;Kâlehbitâ minhâ cemîan ba’dukum li ba’dın
aduvv(aduvvun), fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe menittebea hudâye fe lâ
yadıllu ve lâ yeşkâ.</em></strong></p>



<p>(Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz
(şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka
hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz
ve şâkî olmaz.”</p>



<p><strong><em>16/NAHL-105:&nbsp;İnnemâ yefterîl kezibellezîne lâ yu’minûne bi
âyâtillâhi ve ulâike humul kâzibûn(kâzibûne). </em></strong><br>
Sadece Allah’ın âyetlerine inanmayanlar, yalanla
iftira ederler. İşte onlar; onlar, yalancılardır.</p>



<p>Kur’ân-ı Kerim’de, hidayete erdikten sonra, mürşidinden şüphe eden,
fasıklardan bahsetmektedir. Rabbimiz, fasıkların durumunu Nahl Suresinin 106, 107. âyet-i kerimelerinde dile getirmiştir.</p>



<p><strong><em>16/NAHL-106:&nbsp;Men kefere billâhi min ba’di îmânihî illâ men
ukrihe ve kalbuhu mutmainnun bil îmâni ve lâkin men şeraha bil kufri sadran fe
aleyhim gadabun minallâh(minallâhi), ve lehum azâbun azîm(azîmun). </em></strong></p>



<p>Kalbi îmânla mutmain olmuş olduğu halde zorlanan kimse hariç,
fakat kim îmânından (hidayete erdikten) sonra Allah’ı inkâr ederse ve kim küfre
göğüs açarsa (irşad makamından şüphe edip fıska düşerse, kişinin küfrü talebi
sebebiyle, Allahû Tealâ, onun göğsünü küfre açar, şerheder), artık Allah’tan
bir gazap onların üzerinedir ve onlar için azîm azap vardır.</p>



<p><strong><em>16/NAHL-107:&nbsp;Zâlike bi ennehumustehebbûl hayâted dunyâ alâl
âhırati ve ennallâhe lâ yehdîl kavmel kâfirîn(kâfirîne). </em></strong></p>



<p>İşte bu, onların dünya hayatını, ahiret hayatına göre daha çok
sevmeleri ve Allah’ın, kâfir kavmi hidayete erdirmemesi sebebiyledir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu şekilde fıska
düşmelerinin sebebi, Nahl-107’ye göre, dünya hayatını ahirete tercih
etmeleridir. Allah kâfirleri asla hidayete erdirmez. Burada bir tarafta dünya
hayatı, bir tarafta ahiret var, kâfirler dünya hayatını tercih eden kişilerdir.
</p>



<p><em>(Devamı
bir sonraki yazıda)</em></p>



<p><strong>Dr. Abdulcabbar BORAN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kenthavadis.com/ahiret-ve-dunya-saadetine-mani-olan-bidatler-1-bolum.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
