<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Köşe Yazısı &#8211; Kent Havadis</title>
	<atom:link href="https://kenthavadis.com/kategori/kose-yazisi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kenthavadis.com</link>
	<description>Bağımsız Yerel Siyasi ve Ekonomi Gazetesi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Apr 2026 20:08:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://kenthavadis.com/wp-content/uploads/2026/04/cropped-kent-havadis-150x150.webp</url>
	<title>Köşe Yazısı &#8211; Kent Havadis</title>
	<link>https://kenthavadis.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sosyal Medya: Ekranların Ötesindeki Gerçek</title>
		<link>https://kenthavadis.com/sosyal-medya-ekranlarin-otesindeki-gercek.html</link>
					<comments>https://kenthavadis.com/sosyal-medya-ekranlarin-otesindeki-gercek.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Havadis]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Apr 2025 21:07:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet2]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal medya hesabından bir açıklama yaptı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kenthavadis.com/?p=5870</guid>

					<description><![CDATA[Bir sabah uyandığınızda ilk yaptığınız şey nedir? Eğer cevabınız “telefonumu kontrol etmek” ise yalnız değilsiniz. Artık çoğumuz günümüze sosyal medya bildirimleriyle başlıyoruz. Peki, bu kadar içine çekildiğimiz dijital dünyanın bize gerçekten ne kattığını hiç düşündük mü? Sosyal medya, hayatımıza baş döndürücü bir hızla girdi ve kısa sürede gündelik yaşamın merkezine yerleşti. Artık haberleri sosyal medyadan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p>Bir sabah uyandığınızda ilk yaptığınız şey nedir? Eğer cevabınız “telefonumu kontrol etmek” ise yalnız değilsiniz. Artık çoğumuz günümüze sosyal medya bildirimleriyle başlıyoruz. Peki, bu kadar içine çekildiğimiz dijital dünyanın bize gerçekten ne kattığını hiç düşündük mü?</p>



<p>Sosyal medya, hayatımıza baş döndürücü bir hızla girdi ve kısa sürede gündelik yaşamın merkezine yerleşti. Artık haberleri sosyal medyadan öğreniyor, arkadaşlarımızla oradan iletişim kuruyor, hatta bazen gerçek dünyadaki ilişkilerimizi bile bu mecralardan yönetiyoruz. Peki ya bedeli?</p>



<p>Bir zamanlar sokakta oynayan çocuklar, şimdi ekran başında &#8220;beğeni&#8221; toplayarak sosyalleşiyor. İnsanlar artık yaşadıkları anın tadını çıkarmaktansa, o anı nasıl daha “estetik” göstereceklerini düşünüyor. Gerçeklik yerini filtrelere, duygular yerini emojilere bırakıyor. Gülmek bile bazen sadece bir &#8220;😂&#8221; simgesinden ibaret kalıyor.</p>



<p>Ama mesele sadece bireysel değil. Sosyal medya artık sadece bir eğlence aracı değil, aynı zamanda bir güç alanı. Algılar burada yönetiliyor, kitleler burada yönlendiriliyor. Doğru ile yanlışı ayırt etmek her zamankinden daha zor. Bir yalan, binlerce kez paylaşıldığında gerçeğin önüne geçebiliyor.</p>



<p>Elbette her şey kötü değil. Sosyal medya sayesinde sesi duyulmayanlar konuşuyor, toplumsal dayanışma güçleniyor, dünyadan haberdar olmak kolaylaşıyor. Ancak tüm bu olanaklar, biz onlara nasıl yaklaştığımızla anlam kazanıyor.</p>



<p>Sosyal medyayı bir araç olarak mı kullanıyoruz, yoksa onun birer ürünü mü oluyoruz? Bence asıl soru bu.</p>



<p>Kimi zaman bir fotoğraf karesiyle mutlu görünmeye çalışırken kendimizi unutuyoruz. Oysa hayat, filtrelerin ötesinde başlıyor. Ve gerçeklik, hâlâ ekranın dışında nefes alıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kenthavadis.com/sosyal-medya-ekranlarin-otesindeki-gercek.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KADINLARIN ERKEKLER ÜZERİNDEKİ HAKLARI &#8211; 1</title>
		<link>https://kenthavadis.com/kadinlarin-erkekler-uzerindeki-haklari-1.html</link>
					<comments>https://kenthavadis.com/kadinlarin-erkekler-uzerindeki-haklari-1.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Havadis]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Feb 2024 11:31:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kenthavadis.com/?p=5829</guid>

					<description><![CDATA[Erkekler eşlerine karşı nasıl bir tutum sergilemeliler? Kadınların bu konudaki hakkları nelerdir? Eûzubillâhimineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrahîm. Allahû Tealâ’ya sonsuz hamd ve şükrederiz yine bir yazımızda birlikteyiz ve Allah’ın bizlere bahşedeceği bir mutluluğu yaşayacağız. Çünkü daima Allah’tan bahsetmek, Allah’ın Allah’ın bize bahşedeceği bir mutluluğu yaşamaktır. Erkeklerin hanımlarına davranış biçimi nasıl olmalıdır? Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) Kur’ân’a uygun [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong><em>Erkekler eşlerine karşı nasıl bir tutum sergilemeliler? Kadınların bu konudaki hakkları nelerdir?</em></strong></p>



<p>Eûzubillâhimineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrahîm.</p>



<p>Allahû Tealâ’ya sonsuz hamd ve şükrederiz yine bir yazımızda birlikteyiz ve Allah’ın bizlere bahşedeceği bir mutluluğu yaşayacağız. Çünkü daima Allah’tan bahsetmek, Allah’ın Allah’ın bize bahşedeceği bir mutluluğu yaşamaktır. Erkeklerin hanımlarına davranış biçimi nasıl olmalıdır? Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) Kur’ân’a uygun olan bir hadîsi şerifte şöyle buyuruyor: <strong>“Kendin için istediğini kardeşin için istemedikçe, kendin için istemediğini kardeşin için istemedikçe asla imanın kemaline eremezsin.”</strong></p>



<p>Bu temel kanun, bir erkeğin hanımına karşı nasıl davranması gerektiğini net olarak açıklayarak ortaya koyuyor. Eğer erkek hanımının kendisini sevmesini istiyorsa -ki doğal olarak herkes bunu ister- o zaman ne yapması lâzım? Evvela onun hanımını sevmesi lâzımdır.</p>



<p>Yani bir kişi kendi için ne istiyorsa, örneğin karşı tarafın kendisini sevmesini istiyorsa, öncelikle o kişi karşı tarafı sevmelidir. Hadîs-i şerife göre bir insan, kendisi için istediğini karşı taraf için istemedikçe îmânın kemaline eremez.</p>



<p>Eğer biz eşimizin bize iyi davranmasını, bizi sevmesini, bizi mutlu kılmasını istiyorsak, o zaman bizim vazifemiz, görevimiz, ona nasıl davranmamız gerektiği ortaya çıkıyor; evvela tarlaya biz tohumu ekeceğiz. Biz seveceğiz ki; ne ekerseniz onu biçersiniz, eğer gerçekten seversek seviliriz. Güzel davranırsak güzel davranışlara muhatab oluruz. Negatif davranışlardan kendimizi korursak, kesinlikle karşı tarafa negatif bir davranışta bulunmazsak, Allahû Tealâ bizi de o istikamette onun vasıtasıyla korur. Nitekim Allahû Tealâ’nın Kur’an-ı Kerîm’de zikrettiği şey şu: &nbsp;“Rical erkeklerin üzerinde idareci ama aynı zamanda koruyucudurlar.”</p>



<p><strong><em>4/NİSÂ-34:&nbsp;Er ricâlu kavvâmûne alen nisâi bi mâ faddalallâhu ba’dahum alâ ba’dın ve bi mâ enfekû min emvâlihim fes sâlihâtu kânitâtun hâfizâtun lil gaybi bi mâ hafizallâh(hafizallâhu) vellâtî tehâfûne nuşûzehunne fe ızûhunne vehcurûhunn(vehcurûhunne) fîl medâcıı vadrıbûhunne fe in ata’nekum fe lâ tebgû aleyhinne sebîlâ(sebîlen) innallâhe kâne aliyyen kebîrâ(kebîren).</em></strong></p>



<p>Erkekler, mallarından (kadınlar için mehir ve nafaka olarak) harcamaları sebebiyle ve Allah’ın, onların bir kısmını, diğerlerine üstün kılmasından dolayı, kadınların üzerinde daha çok kâimdirler (koruyup gözetici, idare edicidirler). Bu bakımdan salih amel (nefs tezkiyesi) yapan kadınlar itaatkârdırlar, Allah’ın (onların haklarını ve iffetlerini) korumasıyla, onlar da gaybde (kocalarının yokluğunda hem kendilerini, hem kocalarının mal ve şerefini) koruyucudurlar. İtaatsizliklerinden (baş kaldırmalarından) korktuğunuz (kadınlara) ise (önce) nasihat ediniz. Ve (sonra da) yataklarında yalnız bırakınız. Ve (hâlâ itaat etmezlerse) onlara vurunuz. Bundan sonra eğer size itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Muhakkak ki Allah Âli’dir (yücedir), Kebîr&#8217;dir (büyüktür).</p>



<p>Onları korudukları kadar kendileri korunurlar. Siz eşinizi ne kadar korursanız, ne kadar mutlu ederseniz, ne kadar severseniz, ne kadar onun isteklerini en güzel biçimde karşılarsanız, ona verdiklerinizin iki katını Allah size yansıtır.</p>



<p>Evlilik Resûlullah’ın sünnetidir. Hadîs-i şerifte: “Benim sünnetimden yüz çeviren benden değildir.” buyruluyor. Herkes belli bir yaşa geldiği zaman evlenmek ister, bu insanın fıtratına uygun bir olgudur. O sıcak yuvada tadacağı mutluluğu ilelebet yaşamak ister. Aile hayatı -eğer Allah’ın ölçüleriyle yaşayabilirsek- bu dünya mutluluğun mekanıdır. Ne yazık ki günümüze baktığımız zaman boşanmalar evliliklerin sayısını geçmiştir. Acaba ne oluyor da evliliğin hemen akabinde kavgalar başlıyor, bir kaos ortamı oluşuyor ve ayrılıklara varan birtakım hadiseler yaşanıyor?</p>



<p>Karşılıklı nefsler devreye giriyor ve Allahû Tealâ unutuluyor. İnsanlar nefslerine, hevalarına tâbî olarak böyle bir hayatı tercih ediyorlar. “Herkes bana versin, benim isteklerimi beklentilerimi yerine getirsin ama kimseye karşı sorumlu olmayayım” mantığıyla gerçekleşen davranışlar, herkesi üzer, sıkıntıya sokar. Doğal olarak “Ne ekersen, onu biçersin” kanunu gereğince kişi her an nefsine zulmettiği için huzursuz, mutsuz ve etrafındaki insanları huzursuz mutsuz eden bir kişi olur.</p>



<p><em>“Ne kendi eyledi rahat,</em></p>



<p><em>Ne âleme verdi huzur,</em></p>



<p><em>Çekti öldü gitti,</em></p>



<p><em>Dayansın ehl-i kubûr.”</em></p>



<p>&nbsp;Almadan vermek sadece Allah’a mahsustur. Allah&#8217;ın hiç ihtiyacı yoktur. Yani biz bir şey vermeden Allahû Tealâ hep verendir. Bizler hep Allah&#8217;a muhtaç kullarız. Fakat insan ilişkilerinde ne ekersek onu biçeriz kuralı geçerlidir. Hasada gitmek istiyen, öncelikle tarlayı ekmesi gerekir. Ama karşı taraftan almak istiyorsak, kesinlikle önce vermemiz lâzımdır. Sevmek vermektir. Sevmek fedakârlıktır, mutluluk bunun meyvasıdır. Eğer tüm bunları gerçekleştirmeden hep karşıdan beklerseniz almanız mümkün değildir. Onun için tarlaya ekmeden hasada giden eli boş döner.</p>



<p>Allah’ın emriyle hayatlarını birleştiren karı-koca, evvel emirde mutlu bir yuva kurmak istiyorlarsa, çocuklarıyla birlikte huzuru, mutluluğu sonsuz yaşamak istiyorlarsa, mutlaka Allah’ın sesine kulak vermelidirler. Allah’ın sesi Kur’ân’dır. Mutlu bir aile ancak tüm aile bireylerinin mutluluk davetiyesi, reçetesi ve garantisi hükmündeki Kur&#8217;ân’ın emir ve nehiylerine harfiyyen uyulmasıyla gerçekleşir. Öyleyse evlilik kurumuna Kur’ân cephesinden baktığımızda, kocanın eşine nasıl davranması gerektiğini Allahû Tealâ açıkça ifade ediyor.</p>



<p><strong><em>35/FÂTIR-18:&nbsp;Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru).</em></strong></p>



<p>Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah’adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah’a döner, ulaşır).</p>



<p>Güzel ahlâkın temeli nefs tezkiyesi ve tasfiyesidir.</p>



<p><em>(Devamı gelecek yazıda…)</em></p>



<p><strong>Dr. Abdulcabbar BORAN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kenthavadis.com/kadinlarin-erkekler-uzerindeki-haklari-1.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLÂM’DA AİLE, ANNE-BABA, ÇOCUK İLİŞKİLERİ</title>
		<link>https://kenthavadis.com/islamda-aile-anne-baba-cocuk-iliskileri.html</link>
					<comments>https://kenthavadis.com/islamda-aile-anne-baba-cocuk-iliskileri.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Havadis]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 May 2023 15:03:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kenthavadis.com/?p=5592</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazımızda, İslâm’da aile hayatının bir başka bölümü olan anne-baba ve çocuklar arasındaki davranış biçimlerini gözden geçirmeye çalışacağız. &#160; Euzubillahimineşşeytanirracim. Öncelikle Allahû Teâla böyle bir beraberliği bizlere nasip kıldığı için O’na hamd ve şükrederiz. Ve bu yazımızın da, Allah’ın yardımıyla hem bizlere, hem de tüm okurlarımıza, herkese hayırlara vesile olmasını diliyorum. &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Evvela Nebîler Sultanı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bu yazımızda, İslâm’da aile hayatının bir başka bölümü olan anne-baba ve çocuklar arasındaki davranış biçimlerini gözden geçirmeye çalışacağız. &nbsp;</p>



<p>Euzubillahimineşşeytanirracim.</p>



<p>Öncelikle Allahû Teâla böyle bir beraberliği bizlere nasip kıldığı için O’na hamd ve şükrederiz. Ve bu yazımızın da, Allah’ın yardımıyla hem bizlere, hem de tüm okurlarımıza, herkese hayırlara vesile olmasını diliyorum.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Evvela Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in bir hadîs-i şerifiyle inşallah giriş yapmak istiyorum:</p>



<p>&nbsp;<em>‘Çocukların rızkını Allah verir. Mutluluğu biz yaşarız.’</em></p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Öyleyse aile için çocuk sadece bir mutluluğun vesilesidir. Rızkını Allahû Teâla veriyor. Çünkü Allahû Teâla En’âm Suresinin 151. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:</p>



<p><strong><em>6/EN&#8217;ÂM-151:&nbsp;Kul teâlev etlu mâ harreme rabbukum aleykum ellâ tuşrikû bihî şey’â(şey’en), ve bil vâlideyni ihsânâ(ihsânen), ve lâ taktulû evlâdekum min imlak(imlakin), nahnu nerzukukum ve iyyâhum, ve lâ takrebûl fevâhışe mâ zahere minhâ ve mâ batan(batane), ve lâ taktulûn nefselletî harremallâhu illâ bil hakk(hakkı), zâlikum vassâkum bihî leallekum ta’kılûn(ta’kılûne).</em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong></p>



<p>De ki: “Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım; O’na bir şeyi ortak koşmayın. Anne, babaya ihsanla davranın. Yokluk (fakirlik) sebebiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de yalnız Biz rızıklandırırız. Kötülüğün açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haklı olmanız hariç kimseyi öldürmeyin ki; onu Allah haram kıldı. İşte bunları size vasiyet (emir) etti. Böylece siz, akıl edersiniz.”&nbsp;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İnsanların çoğu, biz çocuğa bakamayız gibi bazı düşünceler ve endişelerle, doğum kontrol hapı gibi bir takım yöntemlere başvuruyorlar. Ama Allah’ın evrensel kanunu, bu âyet-i kerimede zikredildiği gibi çocukların rızkını kesinlikle verenin Allahû Teâla olduğudur. Sadece biz insanlar anne-baba olarak onun mutluluğunu yaşarız. O halde bu cepheden hiç kimsenin endişe içine girmesine sebep yoktur. Burada önemli olan, anne-babanın görevi, bir başka hadîs-i şerifte zikredildiği gibi, bir anne-babanın çocuğuna bırakacağı en güzel miras, Allah ve Resûl sevgisinin, İslâmî terbiyenin o çocuğa verilmesidir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çocukla, anne-baba arasındaki ilişkiyi Allahû Teâla Kur’ân-ı Kerim’de detaylı olarak inceleyerek, anne-babaya bu istikamette öğütlerde bulunuyor. Halk arasında “Ne zamandan beri Müslümansınız?” diye sorulduğunda hepimizin bir cevabı var: “Kâlu Belâ gününden beri.”</p>



<p>Allahû Teâla anne-babayla birlikte yeni dünyaya gelen çocuğun, ta o zamandan beri nasıl bir dizayn içerisinde yetişmesi gerektiğinin tedbirlerini almış Kâlu Belâ gününde.</p>



<p>“Kâlu Belâ gününde biz insanlarla Allahû Teâla arasında nasıl bir olay tahakkuk etti? Nasıl bir seramoni gerçekleşti?” diye merak edenlere hemen adres veriyoruz, A’râf 172 ve 173:</p>



<p><strong><em>7/A&#8217;RÂF-172:&nbsp;Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).</em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong></p>



<p>Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”&nbsp;</p>



<p>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Allahû Teâla A’râf 173’de özellikle çocuklarla ilgili olan bölümde şöyle buyuruyor:</p>



<p><strong><em>7/A&#8217;RÂF-173:&nbsp;Ev tekûlû innemâ eşreke âbâunâ min kablu ve kunnâ zurriyyeten min ba’dihim, e fe tuhlikunâ bimâ fealel mubtilûn(mubtilûne).</em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong></p>



<p>Veya fakat daha önce babalarımız da şirk koştu ve biz onlardan sonraki nesiliz. Hal böyle iken bâtılla amel edenlerin yaptıklarından dolayı mı bizi helâk edeceksin?” dersiniz diye.</p>



<p>Burada çok önemli bir tespitte bulunmak mümkündür. Anne-baba şirkin içinde olabilir. Anne-baba Allah yolunda olmayabilir. Ama çocuğun bir mazerette bulunmaması için Allahû Tealâ, tâ bu dünya hayatına gelmeden evvel, zamandan evvel herkes için tedbirler almış.</p>



<p>Yani: “Benim annemin-babamın günahları sebebiyle ‘Sen beni yakacak mısın Ya Rabbim?” dememeleri için Allahû Teâla o günde herkesi huzurunda toplamış. Tüm insanları 3 vücut ve serbest iradeyle yaratan Rabbimiz, o gün, orada, ruhtan aldığı misak, fizik vücuttan aldığı ahd ve neftsen aldığı yeminle, 3 yeminle bütün insanları Kendisine bağlıyor.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Öyleyse Kâlu Belâ gününde hepimiz, anneler de, babalar da, çocuklar da aynı anda Allah’ın huzurundaydık. Ve Allahû Teâla herkesi bu 3 yeminle Kendisine bağladı. Bizler bu dünya hayatına gelirken rastgele bir dizayn içerisinde gelmiyoruz. Allahû Teâla’nın bizden aldığı yeminleri yerine getirmek üzere dünya hayatını yaşıyoruz. Anne-baba ve çocuklar açısından ayrı ayrı görevler mevcut. Herkesin, çevresindeki insanlara karşı vazifesini bi hakkın yerine getirmesi, o insanları mutlaka mutluluğa ulaştıracaktır. Allah insanları çok seviyor. En çok sevdiği insanoğlundan istediği tek şey ahiret ve dünya mutluluğudur. İnsanların yaratılış gayesi Allah&#8217;a kul olmaktır.</p>



<p><strong><em>51/ZÂRİYÂT-56:&nbsp;Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya&#8217;budûn(ya&#8217;budûni).</em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong></p>



<p>Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım.&nbsp;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; “Abd olmak” Allah’ın emirlerine itaat, yasak ettiği filleri işlememektir. Allah&#8217;ın emirlerine itaat, yasak etiği fiileri işlememek ahiret ve dünya mutluluğudur. Emirlere itaat etmeden yasaklara uymadan hiç kimse mutlu olamaz.</p>



<p><br><strong><em>66/TAHRÎM-6:&nbsp;Yâ eyyuhellezîne âmenû kû enfusekum ve ehlîkum nâren vakûduhen nâsu vel hicâretu aleyhâ melâiketun gılâzun şidâdun lâ ya’sûnallâhe mâ emerehum ve yef’alûne mâ yu’merûn(yû’merûne).</em></strong></p>



<p>Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler)! Yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten kendinizi ve ailenizi koruyun. Onun üzerinde çok güçlü ve çok sert (acımasız) melekler vardır. Allah’ın onlara emrettiği şeyde, Allah’a asi olmazlar ve emrolundukları şeyi yaparlar.&nbsp;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Allahû Tealâ burada “âmenû” hitabıyla anne-babalara sesleniyor. “Ey îmân eden anne-babalar! Evvela kendinizi ve daha sonra da evlad-ı ıyalinizi, çocuklarınızı ateşten koruyun.”</p>



<p>Bir anne-baba kendisi ateşteyse çocuğunu ateşten koruması mümkün değildir. Osmanlı’da bunu veciz şekilde ifade eden bir söz var: <strong>“Kendisi muhtaç bir himmet dede, nerde kaldı gayriya himmet ede.”</strong></p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp; Bir insanın, kendisi şirkte iken, ateşin içerisindeyken çocuğunu kurtarması hiçbir zaman mümkün değildir. Onun için Allahû Teâla âyet-i kerimede, “Evvela kendinizi, sonra evlad-ı ıyalinizi, çocuklarınızı ateşten koruyun.” buyuruyor.</p>



<p>Anne-babanın çocuğuna karşı görevlerini yerine getirebilmesi için, evvel emirde bi hakkın kalpten Allah’a ulaşmayı dilemesi gerekir. Allahû Tealâ evvel emirde anne-babadan Allah&#8217;a ulaşmayı dileyerek Allah’a Kul olmalarını istiyor. Allah’a kul olan anne-baba çocuklarına Allah ve Resûl sevgisini vermek suretiyle çocuklarının Allah&#8217;a kul olmalarına yardımcı olacaktır. Allah’ın çocuklar içinde tayin ettiği kul olma hedefine onları ulaştırmak her anne-babanın birincil görevidir.</p>



<p>Çocuklarının Allah&#8217;a ulaşmayı dilemelerine vesile olan her anne-baba böylece mutluluğu yaşayacaktır.&nbsp;</p>



<p>Allah razı olsun.</p>



<p><strong>Dr. Abdulcabbar BORAN</strong></p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kenthavadis.com/islamda-aile-anne-baba-cocuk-iliskileri.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İNSANLAR STRESTEN NASIL KURTULABİLİR?</title>
		<link>https://kenthavadis.com/insanlar-stresten-nasil-kurtulabilir.html</link>
					<comments>https://kenthavadis.com/insanlar-stresten-nasil-kurtulabilir.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Havadis]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Dec 2022 21:04:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kenthavadis.com/?p=5290</guid>

					<description><![CDATA[Dünyanın meşhur bir üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre; güçlü, köklü, mutlu, huzurlu, çevresine de güzellik ulaştırmayı başarmış ailelerle ilgili yapılan bir araştırmanın sonucunda 3 tane ortak özellik tespit edilmiş: 1. Dine bağlılık. 2. Övgü ve takdir, karşımızdakini yüceltme 3. Birlikte zaman geçirme (Kur&#8217;ân diliyle birlikte Allah&#8217;ı zikretmek) Hanif dîninin 3 özelliğinden bir tanesi, Vahdet; Allah’ın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<ul class="wp-block-list"><li>Dünyanın meşhur bir üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre; güçlü, köklü, mutlu, huzurlu, çevresine de güzellik ulaştırmayı başarmış ailelerle ilgili yapılan bir araştırmanın sonucunda 3 tane ortak özellik tespit edilmiş: <strong>1.</strong> Dine bağlılık. <strong>2.</strong> Övgü ve takdir, karşımızdakini yüceltme <strong>3.</strong> Birlikte zaman geçirme (Kur&#8217;ân diliyle birlikte Allah&#8217;ı zikretmek)</li></ul>



<p>Hanif dîninin 3 özelliğinden bir tanesi, Vahdet; Allah’ın tekliğidir. Bizi Allah’a bağlayan yegane unsurdur. İkincisi Teslimdir; kişi hangi oranda Allah’a teslim olursa o oranda etrafındaki insanlarla barışık bir hayatı yaşar, sadece etrafındaki insanlara mutluluk huzur dolu sözler söyler, övgülerde bulunur. Yani dışındaki herkesi yüceltir.&nbsp; Üçüncüsü de Tevhid; Allah’a bağlı olanların oluşturacağı tek cemaati oluşturmak, birlikte yaşamayı en üst seviyede gerçekleştirmektir.</p>



<p>Günümüzde, teknolojinin en üst noktaya ulaştığı çağımızda ailelerle ilgili yapılan bu araştırmada ortaya çıkan sonuç da, tamamen hanif dîninin 3 temel esasına dayalıdır. Mutluluk ve huzurun adresi tektir. Stres insanların çözemedikleri dertlerin kişide birikmesi halidir. İnsanlar birtakım problemlerin, imtihanların altında ezilip, büzülüyorlar, o sıkıntıları kafalarına takıyorlar ve stres hastası oluyorlar. Halbuki eğer mutluluk kılavuzu Tevrat’ı da, İncil’i de, Kur’ân-ı Kerim’i de okuyup öğrenip yaşayabilselerdi, hayatlarına tatbik etselerdi kesinlikle bu hasta duruma düşmezlerdi. Aksine tam tersi mutluluğu yaşarlardı.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>İnsanlar o dertleri nerden alırlar?</strong></li></ul>



<p>Dünya hayatını yaşayan herkes bir dünyevî beklentinin içerisindedir. Bir aileyi ele alalım. Ailede kişi eşiyle kavgalı. Bunu çözemediği zamanda hemen kendisinde bir birikim hasıl olur. Kafaya takar. Bir gün, iki gün, üç gün… Devamlı aynı şeyin kafada tekrarı şeytanın da negatif tesiriyle kişiyi gerçekten de stres hastası yapabilir. Nitekim bir söz vardır: <strong>“Çalışmayan insanın beyni, şeytanın çalışma odasıdır.”</strong></p>



<p>Siz eğer Allah’ın emirlerine itaat etme, yasak ettiği fiilleri işlememe istikametinde bir davranış içerisinde değilseniz şeytan devamlı beyninizi kullanır. Bu sıkıntının kafada tekrarlanması, iblisin arka planda çalışması manasına gelir. Kişinin eşiyle problemi olabilir. Ama eğer Kur’ân-ı Kerim’e bakmış olsaydı orada eşiyle problemi olan bir peygamber görecekti. Peygamberler insanlar için bir kemal modeldir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp; Bizleri yaratan Allahû Teâla, tasarrufuna aldığı peygamberlerini bile musîbetlerle, imtihan etmişse elbette bizler de bu imtihanın içerisinden geçeceğiz. Burada murad-ı ilahi nedir? Lut (A.S) nasıl sabır göstermişse, nasıl en üst seviyede Allah’a itaat ettiyse, nasıl eşiyle ilgili olan problemi onun üzerinde zerre kadar bir etki bırakmadıysa, aynı yolu izleyen herkes aynı neticeye ulaşmasıdır.</p>



<p>Kur’ân-ı Kerim’den bir başka örnek; Hz. İbrahim (A.S), babasıyla üst seviyede bir imtihan yaşamış. Ama babasıyla imtihan içerisinde olan Hz. İbrahim (A.S) nasıl başarıyla bu imtihandan geçebilmiş, stres noktasından kurtulabilmiş? Babası putlara tapmasına rağmen, O, Rabbine bağlanmış, teslim olmuş ve teslimiyetle o imtihanı geçmiş.</p>



<p>Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir hadîsinde diyor ki: <strong>‘Uyku, ölümün ikiz kardeşidir.’</strong> Uykudaki kişi dünyevî standartlardaki şeyleri görmez, duymaz. Resûlullah (S.A.V) diyor ki: <strong>‘İnsanlar uykudadır.’</strong> Öyleyse uykudaki insanlar fizik ötesi, Allah’ın vermek istediği mesajları alamıyor, idrak edemiyor. Ve doğal olarak o karanlığın dizaynı içerisinde huzursuz ve mutsuz bir hayatı yaşıyor.</p>



<p>Aslında, tamamen stresten berî olmak huzurlu ve mutlu bir hayatı yaşamak için Resûlullah (S.A.V)’in hadîsi gayet açık: <strong>‘Ölmeden evvel, ölünüz.’ </strong>Yani bir nevî emanet olan ruhu hayattayken sahibine (Allah’a) ulaştırınız. Bu dilek, herkesi bulunduğu yerde anında stresten berî kılacak onları mutlak surette dünya saadetinin yarısına, ahirette 3. kat cennete ulaştıracak olan bir tek dilektir.</p>



<p>Mutluluk bir dilektir. Bu dilek, kalben Allah’a ulaşmayı dilemektir.</p>



<p>Şuanda bu yazımızı okumakta olan herkese, hemen şu kısacık özeti vermek istiyorum. Stres hastası olan kişi 3 vücudun sahibidir. Birincisi; zahirî âleme ait olan fizik beden, bu insanın kabuğudur. İkincisi; berzah âlemine ait olan nefs, stresin kaynağıdır. Üçüncüsü; Allah’ın zatından üfürülen ruhtur, Allah’ın emrindedir.</p>



<p>&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hasta olan, stresten kurtulmak isteyen, mutlu, huzurlu bir hayatı yaşamak isteyen herkesin kalben Allah’a ulaşmayı dilemesi ruhun talebine uyması lâzımdır. Kim bu talebin sahibi olursa Allahû Teâla ona garanti stressiz bir hayatı garanti ediyor.</p>



<p><strong><em>29/ANKEBÛT-5:&nbsp;Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi Le âtin, ve huves semîul alîm(alîmu).</em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong><br>Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.&nbsp;</p>



<p>Allah bir dilekle sizi ermiş evliya kılıyor. Sizi panik atak kılan, sizi stres hastalığına ulaştıran nefsin o manevî kalbindeki hastalıkların %51’ini Allah temizliyor. Kim için? Sizin için, sizin adınıza temizliyor. Ve onun mükâfatını sanki siz yapmışsınız gibi size veriyor. Bir tek dilek! Ve herkes bulunduğu yerde sadece ve sadece bu dileğin sahibi olabilir.&nbsp;</p>



<p>Bu konuyla ilgili olarak, Said-i Nursi Hazretlerinin dizelerini vermek istiyorum.</p>



<p><strong>“Faniyim fani olanı istemem” </strong>Yani ‘Ya Rabbim benim nefsim bu dünya hayatını diliyor ama nefsimin hastalıklı olduğunu bildiğim için onun talebine uymam.’</p>



<p><strong>“Acizim, aciz olanı istemem.”</strong> İnsanların çoğu zaman gücün kendisinde olduğunu zanneder. İblis öyle empoze eder insanlara. Burada, ‘Ben acizim, acziyetimi biliyorum’ diyor.</p>



<p><strong>‘Ve ruhumu Rahmana teslim eyledim, gayri istemem.’</strong></p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Öyleyse kişi hangi hastalık sahibi olursa olsun, kurtuluşu gayet basit. Kalben Allah’a ulaşmayı dileyecek. “Rabbim ben Sana ruhumu teslim etmek istiyorum.” diyecek. &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Birçok insan bu hakikatin farkında değil, çünkü bugüne kadar dîn öğreticileri gerçeği bilmedikleri için ruh insana hayat veriyor zannediyorlar. Ruh vücuttan çıkınca kişi ölür, ancak ölümle insanın ruhu Allah’a ulaşır zannediyorlar. Halbuki bunlar kesinlikle doğru değil. Kur’ân-ı Kerim’de Allahû Tealâ’nın bütün dostları nasıl Allah’a dost olmuşlar. Dünya hayatını yaşarken ruhunu Allah’a ulaştırmayı diledikleri ve teslim ettikleri için Allah’a dost olmuşlar. Şuanda bir tek dilekle bu yazıyı okuyan tüm kardeşlerimizin kalben Allah’a ulaşmayı dilemeleri halinde Allah’a dost olabilirler. Allah’a dost oldukları zaman, tüm ilaçlardan öte yüzde yüz sonuca ulaştıran bir ilaç var, bir reçete var. O da; “Allah” isminin tekrarıdır. “Allah Allah Allah&#8230;” Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de Allahû Tealâ zikri, çok zikri ve daimî zikri farz kılmıştır.</p>



<ul class="wp-block-list"><li>Zikri farz kılmıştır.</li></ul>



<p>&nbsp;<strong><em>73/MUZZEMMİL-8:&nbsp;Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).</em></strong></p>



<p>Ve Rabbinin İsmi&#8217;ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.</p>



<ul class="wp-block-list"><li>Çok zikri farz kılmıştır.</li></ul>



<p><strong><em>33/AHZÂB-41:&nbsp;Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ(kesîran).</em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong></p>



<p>Ey âmenû olanlar! Allah’ı çok zikirle (günün yarısından fazla) zikredin.&nbsp;</p>



<ul class="wp-block-list"><li>Daimî zikri farz kılmıştır.</li></ul>



<p><strong><em>4/Nisa-103:Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alel mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).</em></strong><strong></strong></p>



<p>Namazı bitirdiğinizde; ayaktayken, otururken ve yan üzeriyken (yan üstü yatarken) Allah&#8217;ı hep zikredin! Güvenliğe kavuştuğunuzda namazı erkânıyla kılın. Çünkü; namaz, mü&#8217;minlerin üzerine, vakitleri belirlenmiş bir farz olmuştur.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Neden zikir? Çünkü 3 saat zikrederseniz 3 saat, 12 saat zikrederseniz 12 saat mutlusunuz. Diyelim ki 24 saat mutlu olmak istiyorsunuz; 24 saat zikredeceksiniz. Bırakın panik atak olmayı, bırakın insanlarla asabi bir dizayn içerisinde olmayı, tam tersi huzur ve mutlu bir hayatı Allah size bahşedecek ve sonsuz mutluluğu yaşayacaksınız. Kesinlikle bu Allah’ın garantisindedir.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Yunus Emre diyor ki:</p>



<p><strong><em>“Hamdi şükrü Allah ile</em></strong></p>



<p><strong><em>Vasfı kulhuvallah ile</em></strong></p>



<p><strong><em>Daimî zikrullah ile&nbsp;</em></strong></p>



<p><strong><em>Çağırayım Mevlâm Seni”</em></strong></p>



<p>Yunus Emre sadece ülkemiz için değil, dünyanın birçok ülkesinde insanların gönlüne taht kurmuş bir Allah dostudur. Herkes Yunus’u seviyor. Bu sevgi Allah&#8217;ın zikriyle gerçekleşen bir sevgidir. Ve yine Yunus Emre şöyle diyor:</p>



<p><strong><em>“Allah’a aşık olan kişi</em></strong></p>



<p><strong><em>Akar gözlerinin yaşı</em></strong></p>



<p><strong><em>Pür nur olur içi dışı,</em></strong></p>



<p><strong><em>Söyler Allah deyu deyu</em></strong></p>



<p><strong><em>Açıldı gökler kapısı</em></strong></p>



<p><strong><em>Rahmet doldu hepisi</em></strong></p>



<p><strong><em>Sekiz cennetin kapısı</em></strong></p>



<p><strong><em>Söyler Allah deyu deyu”</em></strong></p>



<p>Allah razı olsun.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kenthavadis.com/insanlar-stresten-nasil-kurtulabilir.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayır Allah’tan, Şer Bizim Nefsimizdendir</title>
		<link>https://kenthavadis.com/hayir-allahtan-ser-bizim-nefsimizdendir-2.html</link>
					<comments>https://kenthavadis.com/hayir-allahtan-ser-bizim-nefsimizdendir-2.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Havadis]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Oct 2022 12:05:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Hayır Allah’tan]]></category>
		<category><![CDATA[Şer Bizim Nefsimizdendir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kenthavadis.com/?p=5229</guid>

					<description><![CDATA[Şerrin Allah’tan olması söz konusu değildir. Allahû Tealâ 2 âyet-i kerimede bunu ifade ediyor.&#160; Ruh Allah’ın temsilcisidir. Ruhta 19 tane haslet vardır. Ruhun negatif bir talepte bulunması mümkün değildir. Ruhun talebi tamamen hayır olduğuna göre, o zaman zaten şerrin Allah’tan olması mümkün değildir. Ama bir de nefse bakacak olursak, Allahû Tealâ Nisâ Suresinde Peygamber Efendimiz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Şerrin Allah’tan olması söz konusu değildir. Allahû Tealâ 2 âyet-i kerimede bunu ifade ediyor.&nbsp;</p>



<p>Ruh Allah’ın temsilcisidir. Ruhta 19 tane haslet vardır. Ruhun negatif bir talepte bulunması mümkün değildir. Ruhun talebi tamamen hayır olduğuna göre, o zaman zaten şerrin Allah’tan olması mümkün değildir. Ama bir de nefse bakacak olursak, Allahû Tealâ Nisâ Suresinde Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e şöyle sesleniyor:</p>



<p><strong><em>4/NİSÂ-79:&nbsp;Mâ esâbeke min hasenetin fe minallâh(minallâhi), ve mâ esâbeke min seyyietin fe min nefsik(nefsike), ve erselnâke lin nâsi resûlâ(resûlen), ve kefâ billâhi şehîdâ(şehîden).</em></strong></p>



<p>Sana iyilikten (hasenatdan) ne isabet ederse, işte o Allah’tandır. Ve sana kötülükten (seyyiattan) ne isabet ederse, o taktirde o, kendi nefsindendir (derecat kaybedecek bir şey yapmandan dolayıdır). Ve seni, insanlara Resûl olarak gönderdik ve şahit olarak Allah yeter.</p>



<p>Bu âyet-i kerimede hayrın Allah’tan, şerrin nefsimizden olduğu zikredilmektedir. Şerr bize derecat kaybettiren her şeydir. Hayır da bize derecat kazandıran her şeydir. Bir insan zulmettiği zaman derecat kaybeder. Yani zulüm de bir şerrdir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yûnus Suresine baktığımızda Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:</p>



<p><strong><em>10/YÛNUS-44:&nbsp;İnnallâhe lâ yazlimun nâse şey&#8217;en ve lâkinnen nâse enfusehum yazlimûn(yazlimûne).</em></strong><br>Muhakkak ki Allah, insanlara (hiç)bir şeyle (asla) zulmetmez. Lâkin insanlar, kendi nefslerine zulmederler.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Âyet-i kerimede zikredildiği gibi Allahû Tealâ insanlara asla zulmetmez. Yani şerr asla vermez. Lakin insanlar kendi nefslerine zulmederler. İnsanlar kendi hevalarına uymak suretiyle şerr işlerler. &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Öyleyse şerrin Allah’tan olması mümkün değildir. Hayır Allah’tan, şerr bizim kendi nefsimizdendir. Bu sebeplede insanlar cehennemi hak ederler, ama cennete Allah’ın fazlı keremi ile girerler.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong><em>Mükâfat ve Mücazatın Varlığı Serbest İrade Sebebiyle midir?</em></strong></li></ul>



<p><strong><em>76/İNSÂN (DEHR)-3:&nbsp;İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkiren ve immâ kefûrâ(kefûran).</em></strong><br>Muhakkak ki Biz, onu (Allah’a ulaştıran) yola hidayet ettik. Fakat o, ya (Allah’a ulaşmayı diler) şükreden olur, ya da (Allah’a ulaşmayı dilemez) küfreden olur.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hidayetçi âyetleri tilâvet ettiği zaman insanları Allah’a davet eder. Daveti kabul edenler şükredenlerdir. Daveti kabul etmeyenler de küfredenlerdir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir hadîs-i şerifinde: “Allah’ın davetine icabet etmeyen Allah’ın resûlüne asi olur.” buyurmuştur.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Her halükârda kişinin bu davet karşısında kendisine düşeni yapması, Allah’a ulaşmayı dilemesi lâzımdır. Dileği gerçekleştirdiği noktada mutlaka Allah o kişiyi Kendisine ulaştırıyor, onu ermiş evliya kılıyor. Bunu yapan Allah’dır. Burada sadece Allah’a ulaşmayı dilemek kişiye aittir.&nbsp;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 7 furkanı Allah o kişiye veriyor. 12 ihsanla o kişiyi destekliyor. Huşû sahibi olan kişi hacet namazı kılması halinde Allah ona mürşidini gösteriyor, tâbiiyetini gerçekleştirdiği takdirde Allahû Tealâ ona 7 ni’meti veriyor. Vasıta emirleri sevdiriyor. O kişinin vasıta emirleri zikri severek yapması halinde 7 kademede onun nefsini tezkiye eden Allah, 7 kademede ruha seyr-i sülûk’u yaptırarak yoklukta Allah’ın Zat’ına ulaşmasını sağlıyor. Sanki bütün bunları kişi yapmış gibi, Allah ona mükâfatını; 3. kat cennet ve dünya saadetinin yarısını veriyor.&nbsp;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kişinin ruhun talebine uyarak kalben Allah’a ulaşmayı dilemesi halinde mükâfat verilir. Nefsin talebine uyarak dünya hayatını dilemesi halinde ceza verilir. Mükâfat ve cezanın varlığı serbest irade sebebiyledir.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İnsanların cehenneme mahkûm olması kendi iradeleri Allah’a ulaşmayı dilememesi sebebiyledir. İnsanların cennete gitmesi de gene kendi iradeleriyle kalben Allah’a ulaşmayı dilemesinin bir sonucudur. İradeleri ile Allah’ı dilerlerse mutlaka kurtuluştadırlar. İradeleri ile Allah’ı dilemezlerse kurtuluşta değillerdir. Cennet insanlar için bir mükâfat yeri, cehennem ise ceza (mücazat) yeridir.</p>



<p>Allah razı olsun.</p>



<p><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dr. Abdulcabbar BORAN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kenthavadis.com/hayir-allahtan-ser-bizim-nefsimizdendir-2.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>STRES NEDİR? </title>
		<link>https://kenthavadis.com/stres-nedir.html</link>
					<comments>https://kenthavadis.com/stres-nedir.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Havadis]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Apr 2022 22:28:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kenthavadis.com/?p=5141</guid>

					<description><![CDATA[Çağımızın hastalığı olmaya devam eden “Stres Nedir?” Eûzubillâhimineşşeytanirracîm Bismillahirrahmânirrahîm Allahû Teâla’ya sonsuz hamd ve şükrederiz, bir yeni gazete yazımızda daha sizlerle birlikteyiz. Allahû Teâla’nın bunu bizlere mutluluklara vesile kılmasını dileyerek yazımıza başlamak istiyorum inşallah. &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Stres; halkımızın konuşma lisanıyla sıkıntıların kafada tekrarlanması halidir. Kur’ân deyimiyle ise; imtihanların ağırlığı altında ezilmektir. İnsanlar Allahû Teâla’nın emir ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<ul class="wp-block-list"><li><strong>Çağımızın hastalığı olmaya devam eden “Stres Nedir?”</strong></li></ul>



<p>Eûzubillâhimineşşeytanirracîm Bismillahirrahmânirrahîm</p>



<p>Allahû Teâla’ya sonsuz hamd ve şükrederiz, bir yeni gazete yazımızda daha sizlerle birlikteyiz. Allahû Teâla’nın bunu bizlere mutluluklara vesile kılmasını dileyerek yazımıza başlamak istiyorum inşallah.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Stres; halkımızın konuşma lisanıyla sıkıntıların kafada tekrarlanması halidir. Kur’ân deyimiyle ise; imtihanların ağırlığı altında ezilmektir. İnsanlar Allahû Teâla’nın emir ve nehiylerine itaat etmedikleri takdirde karşılaşacakları bir musibet, itaat ettikleri takdirde de mutlaka bir mükâfat vardır. Hiçbir olay karşılıksız değildir.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Allah’ın hiçbir kulu yoktur ki; akıl baliğ olduğu noktadan itibaren Allahû Teâla’nın emirlerine, tebliğe muhattab olmasın. Tebliğe muhattab olduktan sonra Allah’ın kendisine verdiği cüz’î irade (serbest irade) dizaynı içerisinde ya itaat eder bunun neticesinde mutluluğu, sonsuz huzuru yaşar veya isyan eder onun ceremesini, mutsuzluğu, stresi yaşar. Stresin bir başka adı da mutsuzluktur.</p>



<p>Stres sahibi insanların mutsuz, huzursuz olmasının sebebi Allah’ın reçetesini hayatlarına tatbik etmemeleridir. Mutluluk, insanın iç dünyasında, Allah’la olan ilişkilerinde ve insanın diğer insanlarla olan ilişkilerinde sulh ve sükuna ulaşması, daimî uyum halidir mutluluk! Mutsuzluk da bunun tam zıttıdır.</p>



<p>Kişinin iç dünyasında Allahû Teâla’nın temsilcisi ruh, harfiyen Allah’ın emrine itaat etmek ister ve yasak ettiği hiçbir fiili işlemek istemez. Ama bunun tam tersi, şeytanla işbirliği halinde olan nefs, Allah’ın bütün emirlerine isyan eden, yasak ettiği fiilleri işleyen bir yapıya sahiptir. Stresin bizdeki kaynağı nefstir. İç dünyamızda bir ruhumuz var, bir de nefsimiz var. Mutluluk kaynağı ruhtur. Ama stresin kaynağı ise, kesinlikle nefstir. Stres, mutsuzluk nefsimizden kaynaklanmaktadır.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Allahû Teâla’nın bize verdiği imtihanlardan muradı nedir?</strong></li></ul>



<p>Kadın-erkek herkesi yaratan Allah’tır! Yarattığı kullar için bir muradı vardır. Allahû Teâla, insanların yaratılış gayesini Zâriyât-56’da belirtiyor:</p>



<p><strong><em>51/ZÂRİYÂT-56:&nbsp;Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya&#8217;budûn(ya&#8217;budûni).</em></strong><strong><em>&nbsp;</em></strong></p>



<p>Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım.&nbsp;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kul olmak Allah’ın emirlerine itaat, yasak ettiği fiilleri işlememek demektir. Yaratılış hedefimiz budur! Ama kişi akıl baliğ olduğu noktadan itibaren ruhun talebine uyarak, Allah’a itaat, yasak ettiği fiilleri işlememek yerine, kafasına estiği gibi yaşarsa nefsine itaat eden, bir varlık olur.&nbsp;</p>



<p>Nefsin yapısında 19 tane hastalık vardır: Cehalet, cimrilik, dedikodu, fitne ve fesat, haset, hırs, isyan, iptilalar, kin ve adavet, kibir, küfür, mürailik, nankörlük, öfke ve gayz, vefasızlık, sabırsızlık, yalan, zan ve zulüm. Bu 19 tane hastalığın etkisiyle kişi en son stres hastası olabilir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp; Halbuki bu hastalıkları tedavi etmiş olsaydı, stresi kişi kendi hayatından tamamen temizlemiş olacaktı. Yani stresten tamamen berî olmak mümkündür! Evet. Daimî zikre ulaşan bir insanın stresli olması mümkün değildir.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Stresin kaynağı çevremizde gelişen olaylar değil midir?</strong></li></ul>



<p>Zaten önemli olan olaylar değildir. Olayların bizler üzerinde bıraktığı tesirdir. Musîbetler bizler için sadece bir imtihandır. O imtihanı Allah’ın yardımıyla geçeriz, onun mutluluğunu yaşarız veya geçmeyiz sınıfta kalırız. Sonuç olarak mutsuzluk ve stres bize hakim olur. İnsanlar doğal olarak dünya hayatından beklenti içindedirler. Bu konuda söylenmiş şöyle bir söz var: ‘<strong>Strese düçâr olan kişinin îmânından şüphe ederim</strong>.’</p>



<p>Demek ki, stresle îmân arasında bir illiyet rabıtası var. Îmân sahibi olan kişinin yanına stres yaklaşamaz. Stresin kaynağı nefstir. Allahû Teâla da nefsi bize tezkiye ve tasfiye edelim, Allah’ın emrettiği standartta göre değiştirelim diye bize vermiştir. Allahû Teâla’nın bütün kutsal kitaplarda bize verdiği murad-ı ilahi budur. Amerika’da bulunduğum bir devrede bir kilisenin bahçesinde büyük bir mermer levha üzerinde dikkatimi çeken bir yazı okumuştum, diyor ki: ‘<strong>Ey İnsan! Sen İncil’i kendine göre değiştirme. Sen İncil’e göre değiş.’</strong></p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Allahû Teâla Kutsal Kitapları bize niçin göndermiştir? Bizlerin değişmesi kâmil insan olması için göndermiştir. Allah’ın gönderdiği Kutsal Kitaplar birer kılavuzdur, birer el kitabıdır. Basit bir misalle ifade etmek gerekirse, bugün, bir televizyonu imal eden kişi televizyonu alan kişinin en üst seviyede istifade edebilmesi için, ona dair bir kullanma kılavuzu, el kitapçığı, koyuyor kutusuna.</p>



<p>Allahû Teâla da kadın-erkek yarattığı tüm insanlara, kendilerini nasıl kullanacaklarına dair bir kullanma kılavuzunu göndermiştir. Kur’ân-ı Kerim tüm insanlar için bir kullanma kılavuzudur. Siz o kullanma kılavuzuna riayet ederek kendinizi kullanırsanız stres yanınıza yaklaşamaz. Ama eğer siz o kullanma kılavuzuna riayet etmez de kendinize göre bir takım bidatler, hurafeler icad ederek dîn yaşarsanız, o zaman kesinlikle stresten kendinizi alamazsınız.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bir basit misal verecek olursak, benzinle çalışan bir otomobile mazot koyarsanız, çalışmaz ve bozarsınız. Tıpkı bunun gibi, bizim de bir kullanma kılavuzumuz var; Kur’ân.&nbsp; Eğer stresten, tüm hastalıklardan berî olmak, sonsuz huzur ve mutluluğu yaşamak istiyorsak kendimizi Kur&#8217;ân kılavuzuna göre değiştirmemiz lâzım. Kendimizi Kur&#8217;ân kılavuzuna göre kullanmamız lâzım. Yani Kur&#8217;ân kılavuzu bizim için bir ehliyettir. Nasıl bir araba sürücüsü arabayı sürebilmek için gidip ehliyet alıyorsa bizlerin de kesinlikle kendimizi kullanabilmemiz için Kur&#8217;ân ehliyetini almamız lâzım.</p>



<p><strong>Dr. Abdulcabbar BORAN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kenthavadis.com/stres-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAK MÜ’MİN KİMDİR?</title>
		<link>https://kenthavadis.com/hak-mumin-kimdir.html</link>
					<comments>https://kenthavadis.com/hak-mumin-kimdir.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Havadis]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Jan 2022 09:50:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kenthavadis.com/?p=4961</guid>

					<description><![CDATA[Mü’min kimdir?&#160; Hak mü&#8217;min ne demektir? Allah&#8217;a inanan herkes mü&#8217;mindir. Ama her Allah&#8217;a inanan kişi hak mü&#8217;min midir? Secde Suresinin 29. âyet-i kerimesindeki: “O gün onların îmânı onlara fayda vermedi.” açıklamasından, her Allah&#8217;a inanan kişinin Kur’ân-ı Kerîm’e göre hak mü&#8217;min olmadığı ortaya çıkmaktadır. 32/SECDE-29:&#160;Kul yevmel fethi lâ yenfeullezîne keferû îmânuhum ve lâ hum yunzarûn(yunzarûne).De ki: [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<ul class="wp-block-list"><li><strong>Mü’min kimdir?&nbsp; Hak mü&#8217;min ne demektir?</strong></li></ul>



<p>Allah&#8217;a inanan herkes mü&#8217;mindir. Ama her Allah&#8217;a inanan kişi hak mü&#8217;min midir? Secde Suresinin 29. âyet-i kerimesindeki: “O gün onların îmânı onlara fayda vermedi.” açıklamasından, her Allah&#8217;a inanan kişinin Kur’ân-ı Kerîm’e göre hak mü&#8217;min olmadığı ortaya çıkmaktadır.</p>



<p><strong><em>32/SECDE-29:&nbsp;Kul yevmel fethi lâ yenfeullezîne keferû îmânuhum ve lâ hum yunzarûn(yunzarûne).</em></strong><br>De ki: &#8220;Fetih günü, kâfir olanlara (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlere) îmânları bir fayda vermez ve onlara süre verilmez.&#8221;</p>



<p>Bu âyet-i kerime net olarak o insanların Allah&#8217;a inandığını ama inançlarının onlara fayda vermediğini söylüyor. O halde hak mü&#8217;min kimdir? Allah&#8217;a ulaşmayı dileyen her mü&#8217;min takva sahibi mü&#8217;mindir.</p>



<p>Nitekim Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz hadîs-i şerifinde: “Takva sahibi mü&#8217;min Resûlullah’ın âlîyidir.” buyuruyor.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Öyleyse Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz, hak mü’minleri, sadece Allah&#8217;a inanç itibariyle değil aynı zamanda takva kavramını devreye koymak suretiyle tarif ediyor. Takva sahibi mü&#8217;min, hak mü’mindir.</p>



<p>Nitekim Allahû Tealâ Enfal Suresinin 29. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:</p>



<p><strong><em>8/ENFÂL-29:&nbsp;Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).</em></strong></p>



<p>Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.</p>



<p>Âyet-i kerimede: “Ey Allah&#8217;a inananlar, eğer Allah’a karşı takva sahibi olursanız.” diyor. O zaman belli ki bu âyet-i kerimede zikredilen mü&#8217;min, Allah&#8217;a inanıyor ama henüz takva sahibi olamamış.”</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Takva Nedir?</strong></li></ul>



<p>&nbsp;“Vikaye” kökünden türeyen takva, korunmak manasına geliyor. Takva bir şeyi zarardan ve sıkıntıdan korumak demektir.</p>



<p>Bir şeyi zarardan ve sıkıntıdan korumak Allah&#8217;ın Kur&#8217;ân’daki emirlerine itaat ve yasaklarına uymak demektir. Kur&#8217;ân’ın hangi emrine itaat edersek şerden, zarardan korunuyor deracat kazanıyoruz, hangi yasağa uyarsak yine derecat kaybetmekten zarardan korunuyoruz. Her derecat kazanımı, sıkıntının zıttı olan bir mutluluğu yaşamaktır. Emirlere isyan, yasakları işlemek derecat kaybıdır, zarardır, sıkıntıdır. Takva sahibi kişi kendisini zarardan ve sıkıntıdan koruyan kişidir.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Takva Sahibi Mü&#8217;min Ne Demektir?</strong></li></ul>



<p>Kendisini zarardan ve sıkıntıdan koruyan mü&#8217;mindir. Mü’min için zarar; kişinin kendisine zulmetmesi, deracat kaybetmesidir. Takva sahibi mü&#8217;min, kendisini zarardan ve sıkıntıdan koruyan, kendi nefsine zulmetmeyen mü&#8217;mindir.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Kişinin Kendi Nefsine Zulmetmemesi Ne Demektir?</strong></li></ul>



<p>Kişinin kendi nefsine zulmetmemesi deracat kaybetmemesi demektir, bu da Allah’ın emirlerine itaat etmekle gerçekleşir.</p>



<p>Örneğin, Allahû Tealâ’nın temel emri nedir? “Allah’a ulaşmayı dileyin, ölmeden evvel ruhunuzu Allah’a ulaştırın.” Allahû Tealâ bunu farz kılmıştır, bu bir emirdir. O halde kişi kendi iradesiyle bu emri yerine getirmeli, hayata tatbik etmelidir.</p>



<p>Emirlere itaat etmediği her noktada kişi derecat kaybeder yani kendi nefsine zulmediyordur. Takva sahibi değildir.</p>



<p>Emirlere itaat ettiği her noktada kişi kendisini zulümden koruyor, derecat kazanıyor ve bu dünyada huzur ve mutluluk halini yaşıyor.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Allah&#8217;ın Zikriyle Kalpleri Katılaşanlar Kimlerdir?</strong></li></ul>



<p>Eğer kişi hak mü’minlerden değilse, Allah’ı zikrettiği zaman kalbi nurlanmaktan ziyade kararır. Allahû Tealâ bu konuyu Zumer Suresinin 22. âyet-i kerimesinde dile getiriyor:</p>



<p><strong><em>39/ZUMER-22:&nbsp;E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbihi, fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).</em></strong><br>Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah’a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur, değil mi? Allah’ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlet içindedirler.</p>



<p>&nbsp;“Sadrı şerh edilen kişi Allah’tan bir nur üzerinedir.” Ama âyetin devamında: “Allah’ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline” buyruluyor.Bu kişiler sadrı şerh edilmeyenlerdir.</p>



<p>Âyet-i kerimede <strong><em>“ulâike fî dalâlin mubîn”</em></strong> buyrulduğuna göre bu kişiler “apaçık dalâlette” olan insanlardır. Dalâlet hidayetin zıttıdır.</p>



<p>Kurtuluşa ulaşan mü’minlerden olabilmek için olmazsa olmaz şart hidayette olmaktır. Hidayette olmak ancak Kalben Allah&#8217;a ulaşmayı dilemekle mümkündür.</p>



<p>Nitekim hadîs-i şerifte şöyle buyruluyor: <em>“Allah sizin soyunuza, mallarınıza, şeklü şemalinize bakmaz. Allahû Tealâ devamlı sizin kalbinize bakar.”</em></p>



<p>Gerçekten o kişinin kalbinde Allah&#8217;a ulaşma talebi varsa, Allah mutlaka o talebe bağlı olarak Rahmân esmasıyla tecelli eder. Rahmân esmasıyla tecelli ettiği kişileri 6 tane kalp şartının sahibi kılar ve mutlaka salâvât ve rahmetini o kişilere gönderir. Salâvât bir nur değil, bir taşıyıcıdır. Allah&#8217;ın katından Rahmeti taşır, göğsümüze getirir. Ama göğsümüzden kalbimize nur yolu açılmışsa o zaman açılan yoldan o rahmet kalbimize ulaşır.</p>



<p>Kalbi, dolu bir bardak gibi düşünün. O dolu bardağa siz su ilave ederseniz, ilave ettiğiniz kadar su o bardaktan dışarı taşar. Tıpkı bunun gibi kalbimiz başlangıç noktasında zulmetle doludur. Rahmet Allah&#8217;ın katından kalbimize girer. Rahmetin kalbe girdiği oranda zulmet oradan çıkar. Ne kadar girebiliyor, %2’lik oranda. %2’lik oranda rahmetin kalbe girmesi o kişinin huşû sahibi olmasına yeterlidir. Huşû önemlidir.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Çünkü ancak huşû sahiplerine hacet namazıyla Allahû Tealâ mürşit göstereceğinin garantisini veriyor, sadece huşû sahiplerinin talebini Allahû Tealâ kabul ediyor.&nbsp;</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Huşû Sahipleri Kimlerdir?</strong></li></ul>



<p>Bakara-45’te Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:</p>



<p><strong><em>2/BAKARA-45:&nbsp;Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîratun illâ alâl hâşiîn(hâşiîne).</em></strong><br>(Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.</p>



<p>Kur&#8217;ân-ı Kerim “huşû sahipleri kimlerdir” sualine şu cevabı veriyor:</p>



<p><strong><em>2/BAKARA-46:&nbsp;Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).</em></strong><br>Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.</p>



<p>Yani hûşû sahipleri iki kere Allah&#8217;a ulaşacaklarından emin olan insanlardır. Ölümle Allah&#8217;a ulaşacağından emin olan insanlardır. Hayattayken Allah&#8217;a ulaşacaklarından emin olan insanlardır.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>İnsan ruhu iki şekilde mi Allah&#8217;a ulaşabilir?</strong></li></ul>



<p>İnsan ruhu iki şekilde Allah&#8217;a ulaşabilir. Hayattayken ruhun Allah&#8217;a ulaşması; iradî bir olaydır, kalben Allah’a ulaşmayı dileyenler için geçerlidir. Ölümle ruhun Allah&#8217;a ulaşması; gayri iradî bir olaydır, herkes için geçerlidir.</p>



<p>Evrensel kanun budur. Hayattayken insan ruhunun Allah&#8217;a ulaştırılması devrin imamıyla gerçekleşir. Ölümle insan ruhunun Allah&#8217;a ulaşması vazifeli melekler tarafından gerçekleştirilir. Dolayısıyla birisinde irade vardır, diğerinde irade yoktur. İradeyle ruhun Allah&#8217;a ulaşması hayattayken gerçekleşir ve bunun sonucunda mükâfat vardır. Ama gayri iradî olarak ruhun Allah&#8217;a ulaşmasında hiçkimse için bir mükâfat söz konusu değil. Herkes için geçerli olan bir kanun var. İster kâfir, ister putperest, ister mecusi kim olursa olsun mutlaka ölümle o kişinin ruhu Allah&#8217;a ulaşır. Ama marifet, hayattayken ruhu Allah&#8217;a ulaştırmayı dileyerek hak mü&#8217;minlerden olmaktır.</p>



<p>Allah razı olsun.</p>



<p><strong>Dr. Abdulcabbar BORAN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kenthavadis.com/hak-mumin-kimdir.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nîmetin Kıymeti Bilinmezse&#8230;</title>
		<link>https://kenthavadis.com/nimetin-kiymeti-bilinmezse.html</link>
					<comments>https://kenthavadis.com/nimetin-kiymeti-bilinmezse.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Havadis]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Oct 2021 13:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kenthavadis.com/?p=4731</guid>

					<description><![CDATA[İnsanların, dünya ve sonsuz âhiret saadetine kavuşmalarına sebep olan her şeye ni’met denir. Kullarına lâzım olan bütün ni’metleri Allahû Teâlâ yaratmış, bunlardan nasıl istifade edileceğini, Peygamberleri ile gönderdiği kitaplarında bildirmiştir. Her kim bu kitaplara uygun yaşarsa, dünyada rahat ve huzur içinde olur. Peygamber (S.A.V) Efendimiz hadîs-i şerifinde: “Ey insanoğlu! Allahû Teâlâ her şeyi senin için [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsanların, dünya ve sonsuz âhiret saadetine kavuşmalarına sebep olan her şeye ni’met denir. Kullarına lâzım olan bütün ni’metleri Allahû Teâlâ yaratmış, bunlardan nasıl istifade edileceğini, Peygamberleri ile gönderdiği kitaplarında bildirmiştir. Her kim bu kitaplara uygun yaşarsa, dünyada rahat ve huzur içinde olur.</p>



<p>Peygamber (S.A.V) Efendimiz hadîs-i şerifinde: “Ey insanoğlu! Allahû Teâlâ her şeyi senin için yarattı. Seni de Kendisi için yarattı.” buyuruyor.</p>



<p>Fakat günümüzde insanlar Allahû Teâlâ’nın insan için yarattığı şeyler ile meşgul, yaratılış gayesi olan ni’metin sâhibi Allahû Tealâ’yı unutmuşlar. Ni’met sahibine şükür, O’nun verdiği ni’mete şükür etmektir. Allahû Tealâ Secde-9’da insan için şöyle buyuruyor:</p>



<p><strong><em>32/SECDE-9:&nbsp;Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).</em></strong></p>



<p>Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.</p>



<p>Allahû Tealâ’nın insana verdiği en büyük ni’met bize üfürdüğü ruhtur. Bu ni’metin şükrünü yerine getirmek ancak dünya hayatında, sahibi olan Allah’a ulaştırılmasıyla, Allah’a teslim edilmesiyle mümkündür.</p>



<p>Talebelerden birisi birgün mürşidine sormuş:</p>



<p>&#8211; Efendim, Allahû Teâlâ’ya şükredici bir kul olabilmek için ne yapmak lâzımdır? Mürşidi şöyle cevap vermiş:</p>



<p>&#8211; Allahû Teâlâ’ya şükredici bir kul olabilmen için, yeryüzünde senden fazla nîmet verilmiş bir kulun olmadığını düşünmelisin. Talebe:</p>



<p>&#8211; Efendim, benden fazla nîmet verilmiş bir kimsenin olmadığını nasıl düşünebilirim ki? Zira Allahû Teâlâ, Peygamberlere, âlimlere ve hükümdarlara herkesten fazla ni’met vermiştir.</p>



<p>&#8211; Evladım, eğer peygamberlere o ni’met verilmeseydi, sen ruhunu Allah’a ulaştıramazdın, hidayete eremezdin. Âlimler de peygamberlerin varisleridir. Onlar olmasaydı, Allah’a ulaştıran yola giremezdin. Hükümdarlar olmasaydı, evinde emin bir halde rahat oturamazdın. Bütün bunların hepsi, sana verilen ni’metlerden değil midir?</p>



<p><strong><em>37/SÂFFÂT-114:&nbsp;Ve lekad menennâ alâ mûsâ ve hârûn(hârûne).</em></strong></p>



<p>Ve andolsun ki Musa (A.S)’ı ve Harun (A.S)’ı ni’metlendirdik.</p>



<p><strong><em>43/ZUHRÛF-59:&nbsp;İn huve illâ abdun en’amnâ aleyhi ve cealnâhu meselen li benî isrâîl(isrâîle).</em></strong></p>



<p>O (Hz. İsa), sadece ni’metlendirdiğimiz bir kuldur. Ve onu İsrailoğullarına örnek (ibret) kıldık.</p>



<p><strong><em>3/ÂLİ İMRÂN-164:&nbsp;Lekad mennallâhu alâl mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).</em></strong></p>



<p>Andolsun ki Allah, mü’minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni’met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O’nun (Allah’ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah&#8217;a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.</p>



<p><br>Ni’metlere şükredilirse artacağı, şükredilmezse elden gideceği, Kur’ân-ı Kerim’de bildirilmektedir. Ni’metin kıymetini bilmeyip, nankörlük edenlerin elinden o ni’met alınır. Ni’metin kıymetini bilmemek, onun elden çıkmasına sebeptir.</p>



<p>Şükür ise, onu devamlı kılar ve artırır. Ni’mete nankörlük etmek (küfrân-ı ni’met), dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemeyerek Allah’ın emaneti olan ruhu dünya hayatında Allah’a teslim etmemekle olur.</p>



<p>Küfrân-ı ni’met, ni’mete nankörlük etmek, ni’meti kullanırken, <strong>ni’metin sahibini unutmak</strong>, <strong>Allahû Teâlâ’ya, verdiği ni’met ile âsî olmak yani ni’meti yerinde kullanmamak demektir.</strong> “Kurandaki emir ve yasaklara uymak şükür, <strong>uymamak küfrân-ı ni’mettir.</strong></p>



<p>Netice olarak, her ni’met, Allahû Teâlâ’ya, emanetleri teslim etmekten, verilen ni’metlerin şükrünün eda edilmesinden hâsıl olur. Her kötülük ve sıkıntı da, nefsimize uyarak günah işlemekten hâsıl olur. Dert ve belâ, nefsin talebine uyarak günah işlemekten ileri gelir. Rahat, huzur ve mutluluk da, ruhun talebine uyarak Allah’ın emirlerine itaat etmekten ileri gelmektedir. Allahû Teâlâ’nın sünnetullahı böyledir, bunu kimse değiştiremez.</p>



<p>Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz bir hadîs-i şerifinde “<strong>Ni’meti şükür ile bağlayınız.</strong>” buyuruyor.<br>İnsan kendisine verilen ni’mete şükrederse, Allahû Teâlâ, o ni’meti insanın elinden almaz. Eğer ni’mete şükretmeyip, kıymetini bilmezse, o ni’met devam etmez, elden gider&#8230;</p>



<p>Allah razı olsun.</p>



<p><strong>Dr. Abdulcabbar BORAN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kenthavadis.com/nimetin-kiymeti-bilinmezse.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayır Allah’tan, Şer Bizim Nefsimizdendir</title>
		<link>https://kenthavadis.com/hayir-allahtan-ser-bizim-nefsimizdendir.html</link>
					<comments>https://kenthavadis.com/hayir-allahtan-ser-bizim-nefsimizdendir.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Havadis]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Aug 2021 15:50:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kenthavadis.com/?p=4488</guid>

					<description><![CDATA[Ruh Allah’ın temsilcisidir. Ruhta 19 tane haslet vardır. Ruhun negatif bir talepte bulunması mümkün değildir. Ruhun talebi tamamen hayır olduğuna göre, o zaman zaten şerrin Allah’tan olması mümkün değildir. Ama bir de nefse bakacak olursak, Allahû Tealâ Nisâ Suresinde Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e şöyle sesleniyor: 4/NİSÂ-79:&#160;Mâ esâbeke min hasenetin fe minallâh(minallâhi), ve mâ esâbeke min seyyietin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ruh Allah’ın temsilcisidir. Ruhta 19 tane haslet vardır. Ruhun negatif bir talepte bulunması mümkün değildir. Ruhun talebi tamamen hayır olduğuna göre, o zaman zaten şerrin Allah’tan olması mümkün değildir. Ama bir de nefse bakacak olursak, Allahû Tealâ Nisâ Suresinde Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e şöyle sesleniyor:</p>



<p><strong><em>4/NİSÂ-79:&nbsp;Mâ esâbeke min hasenetin fe minallâh(minallâhi), ve mâ esâbeke min seyyietin fe min nefsik(nefsike), ve erselnâke lin nâsi resûlâ(resûlen), ve kefâ billâhi şehîdâ(şehîden).</em></strong></p>



<p>Sana iyilikten (hasenatdan) ne isabet ederse, işte o Allah’tandır. Ve sana kötülükten (seyyiattan) ne isabet ederse, o taktirde o, kendi nefsindendir (derecat kaybedecek bir şey yapmandan dolayıdır). Ve seni, insanlara Resûl olarak gönderdik ve şahit olarak Allah yeter.</p>



<p>Bu âyet-i kerimede hayrın Allah’tan, şerrin nefsimizden olduğu zikredilmektedir. Şerr bize derecat kaybettiren her şeydir. Hayır da bize derecat kazandıran her şeydir. Bir insan zulmettiği zaman derecat kaybeder. Yani zulüm de bir şerrdir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yûnus Suresine baktığımızda Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:</p>



<p><strong><em>10/YÛNUS-44:&nbsp;İnnallâhe lâ yazlimun nâse şey&#8217;en ve lâkinnen nâse enfusehum yazlimûn(yazlimûne).</em></strong><br>Muhakkak ki Allah, insanlara (hiç)bir şeyle (asla) zulmetmez. Lâkin insanlar, kendi nefslerine zulmederler.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Âyet-i kerimede zikredildiği gibi Allahû Tealâ insanlara asla zulmetmez. Yani şerr asla vermez. Lakin insanlar kendi nefslerine zulmederler. İnsanlar kendi hevalarına uymak suretiyle şerr işlerler. &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Öyleyse şerrin Allah’tan olması mümkün değildir. Hayır Allah’tan, şerr bizim kendi nefsimizdendir. Bu sebeplede insanlar cehennemi hak ederler, ama cennete Allah’ın fazlı keremi ile girerler.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong><em>Mükâfat ve Mücazatın Varlığı Serbest İrade Sebebiyle midir?</em></strong></li></ul>



<p><strong><em>76/İNSÂN (DEHR)-3:&nbsp;İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkiren ve immâ kefûrâ(kefûran).</em></strong><br>Muhakkak ki Biz, onu (Allah’a ulaştıran) yola hidayet ettik. Fakat o, ya (Allah’a ulaşmayı diler) şükreden olur, ya da (Allah’a ulaşmayı dilemez) küfreden olur.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hidayetçi âyetleri tilâvet ettiği zaman insanları Allah’a davet eder. Daveti kabul edenler şükredenlerdir. Daveti kabul etmeyenler de küfredenlerdir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir hadîs-i şerifinde: “Allah’ın davetine icabet etmeyen Allah’ın resûlüne asi olur.” buyurmuştur.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Her halükârda kişinin bu davet karşısında kendisine düşeni yapması, Allah’a ulaşmayı dilemesi lâzımdır. Dileği gerçekleştirdiği noktada mutlaka Allah o kişiyi Kendisine ulaştırıyor, onu ermiş evliya kılıyor. Bunu yapan Allah’dır. Burada sadece Allah’a ulaşmayı dilemek kişiye aittir.&nbsp;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; 7 furkanı Allah o kişiye veriyor. 12 ihsanla o kişiyi destekliyor. Huşû sahibi olan kişi hacet namazı kılması halinde Allah ona mürşidini gösteriyor, tâbiiyetini gerçekleştirdiği takdirde Allahû Tealâ ona 7 ni’meti veriyor. Vasıta emirleri sevdiriyor. O kişinin vasıta emirleri zikri severek yapması halinde 7 kademede onun nefsini tezkiye eden Allah, 7 kademede ruha seyr-i sülûk’u yaptırarak yoklukta Allah’ın Zat’ına ulaşmasını sağlıyor. Sanki bütün bunları kişi yapmış gibi, Allah ona mükâfatını; 3. kat cennet ve dünya saadetinin yarısını veriyor.&nbsp;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kişinin ruhun talebine uyarak kalben Allah’a ulaşmayı dilemesi halinde mükâfat verilir. Nefsin talebine uyarak dünya hayatını dilemesi halinde ceza verilir. Mükâfat ve cezanın varlığı serbest irade sebebiyledir.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İnsanların cehenneme mahkûm olması kendi iradeleri Allah’a ulaşmayı dilememesi sebebiyledir. İnsanların cennete gitmesi de gene kendi iradeleriyle kalben Allah’a ulaşmayı dilemesinin bir sonucudur. İradeleri ile Allah’ı dilerlerse mutlaka kurtuluştadırlar. İradeleri ile Allah’ı dilemezlerse kurtuluşta değillerdir. Cennet insanlar için bir mükâfat yeri, cehennem ise ceza (mücazat) yeridir.</p>



<p>Allah razı olsun.</p>



<p><em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </em>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Dr. Abdulcabbar BORAN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kenthavadis.com/hayir-allahtan-ser-bizim-nefsimizdendir.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AHİR ZAMANDA (HİDAYET ÇAĞINDA) GELECEĞİ MÜJDELENEN MEHDİ RESÛL’Ü AÇIKLAYAN KUR’ÂN ÂYETLERİ    (2. Bölüm)</title>
		<link>https://kenthavadis.com/ahir-zamanda-hidayet-caginda-gelecegi-mujdelenen-mehdi-resulu-aciklayan-kuran-ayetleri-2-bolum.html</link>
					<comments>https://kenthavadis.com/ahir-zamanda-hidayet-caginda-gelecegi-mujdelenen-mehdi-resulu-aciklayan-kuran-ayetleri-2-bolum.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kent Havadis]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jul 2021 15:05:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kenthavadis.com/?p=4275</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde İslâm anıldığı zaman çoğu kişinin aklına terörizm geliyor. İnsanları ahiret ve dünya saadetine muhakkak surette ulaştıracak olan barışın yegâne teminatı olan hanif dînini, eğer insanlar bir terörizm vasıtası olarak görüyorlarsa o zaman kesinlikle yaşanan dîn, Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân-ı Kerim’de açıklanan hanif dîni değildir. Hanif dîni insanları mutluluğa eriştirecek tek kurumdur. &#160;&#160;&#160;&#160;&#160; &#160;&#160;Üç kitaplı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Günümüzde İslâm anıldığı zaman çoğu kişinin aklına terörizm geliyor. İnsanları ahiret ve dünya saadetine muhakkak surette ulaştıracak olan barışın yegâne teminatı olan hanif dînini, eğer insanlar bir terörizm vasıtası olarak görüyorlarsa o zaman kesinlikle yaşanan dîn, Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân-ı Kerim’de açıklanan hanif dîni değildir. Hanif dîni insanları mutluluğa eriştirecek tek kurumdur.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;Üç kitaplı dînin de esasını Hz. İbrahim’in “Hanif Dîni” teşkil eder. Sırası ile Tevrat, İncil ve Kur’ân-ı Kerim 7 safha ve 4 teslimi kapsar.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hanif Dîni üç esas ihtiva eder:</p>



<ol class="wp-block-list" type="1"><li>Vahdet: Tek Allah’a inanmak.</li><li>Tevhid: Allah’a ruhlarını ulaştırmayı dileyen tek bir toplum oluşturmak. (Böylece&nbsp; toplumlar arasındaki bütün kavgayı bitirmek, yok etmek.)</li><li>Teslim: Allah’a teslim olmak. (Ruhu, vechi, nefsi ve iradeyi Allah’a teslim etmek.)</li></ol>



<p>Ama insanlar Allah’ın Kur’ân, Tevrat ve İncil’deki hakikatlerini bir tarafa bırakarak sonradan kendi elleriyle yazdıkları bid’atlere tâbî olmuşlar ve bunun sonucunda dînde fırkalara ayrılmışlardır. Demek ki kitaplardaki emirler bid’atler sebebiyle yerine getirilmemektedir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp; Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimizin zikrettiği, dînde fırkalara ayrılan insanları saran elim azabı, kıyametten evvel oluşacak 10 büyük alâmetten birisi olan duhan fitnesini, Allahû Tealâ Duhân Suresinin 10, 11, 12, 13 ve 14. âyetlerinde bildirmiştir:</p>



<p><strong><em>44/DUHÂN-10:&nbsp;Fertekib yevme te’tîs semâu bi duhânin mubîn(mubînin).</em></strong></p>



<p>Artık göğün, apaçık duman (fitne) getireceği günü gözle.</p>



<p><strong><em>44/DUHÂN-11:&nbsp;Yagşân nâs(nâse), hâzâ azâbun elîm(elîmun).</em></strong></p>



<p>(O fitne ki) insanları (insanların büyük kısmını) sarmıştır. İşte bu, elîm bir azaptır.</p>



<p><strong><em>44/DUHÂN-12:&nbsp;Rabbenekşif annel azâbe innâ mû’minûn(mû’minûne).</em></strong></p>



<p>Rabbimiz, azabı bizden kaldır. Muhakkak ki biz, mü’minleriz.</p>



<p><strong><em>44/DUHÂN-13:&nbsp;Ennâ lehumuz zikrâ ve kad câehum resûlun mubîn(mubînun).</em></strong></p>



<p>Onlara (herşeyi) açıklayan bir resûl gelmişti. (Buna rağmen resûlün söylediklerinden) ibret almadılar.</p>



<p><strong><em>44/DUHÂN-14:&nbsp;Summe tevellev anhu ve kâlû muallemun mecnûn(mecnûnun).</em></strong></p>



<p>Ve (O’NA) (şeytan tarafından vahyedilerek) “öğretilmiş” ve “deli” dediler ve sonra O’NDAN yüz çevirdiler.</p>



<p>Allahû Tealâ 14 asır evvel Kur’ân-ı Kerim’in kendisine indirildiği Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’e: “Semanın apaçık bir dumanla kaplandığı günlere bak” diye hitap ediyor.</p>



<p>Allah’a inançları sebebiyle mü’min olduklarını sanan insanlar: “Bizden bu azabı kaldır. Biz mü’minleriz.” diye dua ediyorlar.</p>



<p>Allah’ın resûlleriyle gönderilen şeriat kitaplarına uygun olarak yaşandığı taktirde azap yoktur, ahiret ve dünya saadeti vardır. Tebliğe muhatap olmasına rağmen Allah’ın davetine icabet etmeyen, Allah’a ulaşmayı dilemeyenlere Allah azap eder.</p>



<p>Eğer insanlar el açıp: “Rabbimiz, bizden bu azabı kaldır. Biz mü’minleriz.” diyorlarsa bu aynı zamanda bir itiraf belgesidir. İnsanların saadet davetiyesi, saadet reçetesi ve saadet garantisi olan şeriat kitaplarını yaşamadıklarının kesin itirafıdır.</p>



<p>A’râf Suresinin 188. âyet-i kerimesi özelde Allah’ın tasarrufunda Nebîler Sultanı Peygamber (S.A.V) Efendimiz için geçerli olmasına karşılık umumi (genel) mânâda nebîlerin olmadığı fetret devirlerinde vekâleten devrin imamları olarak seçilen herkes için de geçerlidir. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:</p>



<p><strong><em>7/A&#8217;RÂF-188:&nbsp;Kul lâ emliku li nefsî nef’an ve lâ darran illâ mâşaallâh(mâşaallâhu), ve lev kuntu a’lemul gaybe lesteksertu minel hayri ve mâ messeniyes sûu in ene illâ nezîrun ve beşîrun li kavmin yu’minûn(yu’minûne).</em></strong></p>



<p>De ki: “Allah’ın dilemesi hariç, ben kendime fayda veya zarar verecek güce malik değilim. Eğer ben gaybı bilseydim, hayrı mutlaka çoğaltırdım, bana bir kötülük dokunmazdı. Ben ancak mü’min olan kavim için bir nezir (uyaran) ve müjdeleyiciyim.</p>



<p>Bu âyet-i kerime Mehdi Resûl’ün kendi iradesiyle değil, Allah’ın İradesi ile hareket ettiğini, Allah’ın tasarrufunda olduğunu bize ispat etmektedir.</p>



<p>&nbsp;Enfâl Suresinin 17. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ Resûlullah (S.A.V) Efendimiz’e hitap ederek şöyle buyuruyor:</p>



<p><strong><em>8/ENFÂL-17:&nbsp;Fe lem taktulûhum ve lâkinnallâhe katelehum, ve mâ remeyte iz remeyte ve lâkinnallâhe remâ, ve li yubliyel mu’minîne minhu belâen hasenâ(hasenen), innallâhe semîun alîm(alîmun).</em></strong></p>



<p>Onları siz öldürmediniz ama onları Allah öldürdü. Ve attığın zaman da sen atmadın ama Allah attı. Ve Allah, mü’minleri Kendisinden ahsen belâ ile imtihan eder. Muhakkak ki Allah, işitendir ve bilendir.</p>



<p>“Bir avuç kumu yerden alıp düşmanın üzerine attığın zaman onu sen atmadın, Biz attık.” buyuruyor. Aslında insanlar, kumu yerden alıp düşmanın üzerine atanın Resûlullah olduğunu açıkça görüyor. Allahû Tealâ, Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz’in vücudunun her zerresine, eline de daimî tecelli ediyor. Allahû Tealâ daimî tecelli sebebiyle: “Onu sen atmadın, Biz attık.” buyuruyor. “Görünen sensin ama aslında Biz seni kullanarak bunu gerçekleştirdik.” buyuruyor.</p>



<p>Buradan çıkan sonuç; tasarruf rızasının sahibi olan resûle Allahû Tealâ neyi yaptırırsa resûl sadece onu yapar.</p>



<p>Ahzâb Suresinin 38. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor:</p>



<p><strong><em>33/AHZÂB-38:&nbsp;Mâ kâne alen nebiyyi min harecin fîmâ faradallâhu leh, sunnetallâhi fîllezîne halev min kabl(kablu), ve kâne emrullâhi kaderen makdûrâ(makdûran).</em></strong></p>



<p>Nebî için, Allah’ın O’na farz kıldığı şeyi (yerine getirmesinde) O’na bir güçlük yoktur. Daha önce gelip geçenler için de Allah’ın sünneti buydu. Allah’ın emri, taktir edilmiş bir kader idi (yerine getirildi).</p>



<p>“Nübüvvetle vazifeli kıldığı nebîler üzerinde bir güçlük yoktur.” Çünkü nebî için vaaz edilen bütün emirler, hükümler, Allah tarafından yerine getirilmektedir. Allah için nasıl zorluk yoksa, Allah’ın tasarrufunda olan nebî için de zorluk yoktur.</p>



<p>Kur’ân, Tevrat ve İncil hükümlerine aykırı olan bid’atlerin devreye girmesiyle, insanlar artık bid’atlere dayalı bir dîn tatbikatını yaşamaktadırlar. Bid’atlere dayalı geleneksel dîn tatbikatıyla kimsenin Allah’ın gösterdiği ahiret ve dünya saadeti hedefine ulaşması mümkün değil. Allahû Tealâ bu hakikati, Mâide Suresinin 15. âyet-i kerimesinde şöyle dile getiriyor:</p>



<p><strong><em>5/MÂİDE-15:&nbsp;Yâ ehlelkitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum kesîran mimmâ kuntum tuhfûne minel kitâbi ve ya’fû an kesîr(kesîrin), kad câekum minallâhi nûrun ve kitâbun mubîn(mubînun).</em></strong></p>



<p>Ey kitap ehli! (Kitap sahipleri), Kitap’tan çoğunu gizlemiş olduğunuz ve çoğundan vazgeçtiğiniz şeyleri, size beyan eden bir Resûl’ümüz gelmiştir. Size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir.</p>



<p>Âyet-i kerimede zikredilen “kitap sahipleri” hitabı sebebiyle, kitap sahipleri kavramı yahudileri, hristiyanları ve müslümanların tümünü kapsamaktadır. Mehdi Resûl, Kitap sahiplerinin terk ettiği, gizlediği, tatbikattan çıkardığı 7 safha ve 4 teslimden oluşan hanif dîninin tüm hükümlerini tekrar izhar etmek, öğretmek ve yaşattırmak üzere dinleri birleştirmekle vazifelidir.</p>



<p>MEHDİ RESÛL tatbikattan çıkarılan âyetlerin tekrar yaşanmasını hidayet çağında sağlayacak ve dîni, insanların kendi elleriyle ürettikleri bid’atlardan temizleyecektir. İnsanların Allah’ın gönderdiği kitapları Resûlleri ile birlikte yaşamaları halinde, peygamberler devrindeki mutluluğun tekrar yaşanması mümkündür. Mutsuzluktan kurtuluş nefs tezkiyesi ve tasfiyesi ile mümkündür. Bunlar ise (her üç kitapta bulunan) 7 safhadaki 4 teslimin yaşanmasına bağlıdır.</p>



<p>Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz, tasarrufla ilgili bir hadîs-i şerifinde şöyle vaaz ediyor:&nbsp;</p>



<p><em>“Kul Allah’a en çok Allah’ın farz kıldığı ibadetlerle yaklaşır. Ama nafile ibadetlerle de yaklaşır. Allahû Tealâ: ‘Ben kulumu seversem onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. O Benimle görür. O Benimle işitir. O Benimle konuşur. O Benimle tutar. O Benimle yürür’ buyuruyor.”</em></p>



<p>Bu hadis, bize her devirde tasarrufta olan devrin imamlarını anlatıyor. Kendi devrinde, Devrin İmamı olan Yunus Emre, tasarrufta olduğunu veciz bir şekilde şöyle açıklamaktadır:</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>“O ne derse ben yaparım. Ben ne dersem O yapar.”</strong></li><li><strong>“Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm.”</strong></li></ul>



<p>Kâfir: “Allah’ın hakikâtlerini kefreden, örten, gizleyen” demektir. Allahû Tealâ Tevbe 32’de, bid’atlerin tatbikatta olduğu günümüzde, dîn öğreticilerinin hidayeti dilemedikleri gibi, başkalarının dilemesine, hidayetine mâni olmaları sebebiyle ağızlarıyla Allah&#8217;ın nurunu söndürdüklerinden bahsediyor:</p>



<p><strong><em>9/TEVBE-32:&nbsp;Yurîdûne en yutfîû nûrallâhi bi efvâhihim ve ye&#8217;ballâhu illâ en yutimme nûrehu ve lev kerihel kâfirûn(kâfirûne).</em></strong></p>



<p>(Onlar) ağızları ile Allah’ın nurunu söndürmeyi istiyorlar. Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlamaktan başka bir şey istemez.</p>



<p>Allah&#8217;ın sözü yerine gelmiştir. Allah her şeyi bir sebep ve sonuç tahtında yaratmaktadır. Hidayet çağında, Allah’ın kendisine söylettirdiğini söyleyen Mehdi Resûl’le Allah nurunu tamamlayacaktır. Kısaca Mehdi Resûl’le, bütün insanlar bir ikinci Asr-ı Saadet’i mutlaka hidayet çağında yaşayacaklar. Herkes hanif dîninin muhtevası olan 7 safha ve 4 teslimi öğrenmek ve yaşamak suretiyle Kur’ân ahlâkıyla, Tevrat ahlâkıyla, İncil ahlâkıyla, kısacası Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanacaktır.</p>



<p><strong><em>9/TEVBE-33:&nbsp;Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirehu aled dîni kullihî ve lev kerihel muşrikûn(muşrikûne).</em></strong></p>



<p>Resûlünü müşrikler kerih görseler de, hidayetle ve hak dîn ile (bu dîni) bütün dînler üzerine izhar etmesi (hak dîn olduğunu ispat etmesi) için gönderen O’dur.</p>



<p>Saff Suresinin 8. ve 9. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ aynı hakikati bir kere daha zikrediyor:</p>



<p><strong><em>61/SAFF-8:&nbsp;Yurîdûne li yutfiû nûrallâhi bi efvâhihim vallâhu mutimmu nûrihî ve lev kerihel kâfirûn(kâfirûne).</em></strong></p>



<p>Onlar, ağızları ile Allah’ın nurunu söndürmeyi istiyorlar. Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlayacak olandır.</p>



<p><strong><em>61/SAFF-9:&nbsp;Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirehu aled dîni kullihî ve lev kerihel muşrikûn(muşrikûne).</em></strong></p>



<p>Resûl’ünü hidayet ile ve (esasları unutulmuş olan) dînlerin hepsinin üzerine, izhar etmek (açıklayıp doğrusunu ispat etmek) için, Hakk dîn (Allah’ın ezelî ve ebedî olan dîni) ile gönderen O’dur. Ve müşrikler, kerih görseler bile.</p>



<p>“Müşrikler, kerih görseler bile Resûl’ünü hidayetle ve hak dînle, dînin bütün hükümlerini izhar etmek, 7 safha ve 4 teslimle açıklamak üzere gönderen Allah’tır.” Allahû Tealâ, hidayetin kaybolduğu günümüzde, tekrar dînin bütünü olan hidayetin 7 safhasını günümüz insanına öğretmek, yaşatmak, onları kâmil mânâda ahiret ve dünya saadetine ulaştırmakla vazifeli kıldığı Resûl’ün tüm âlemler için hidayetçi olması sebebiyle “Mehdi” ismini vermiştir. Allah tasarruf ettiği için O’nun kendisinden, nefsinden bir söz söylemesi mümkün değildir. Bu sebeple Allah&#8217;ın tasarruf ettiği Mehdi Resûl’e itaat, aslında Allah&#8217;a itaattir.</p>



<p><strong><em>4/NİSÂ-80:&nbsp;Men yutiır resûle fe kad atâallâh(atâallâhe), ve men tevellâ fe mâ erselnâke aleyhim hafîzâ(hafîzen).</em></strong></p>



<p>Kim Resûl&#8217;e itaat ederse, böylece Allah&#8217;a itaat etmiş olur. Ve kim yüz çevirirse, o taktirde Biz seni, onların üzerine muhafız olarak göndermedik.</p>



<p>Âli İmrân Suresinin 132. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ evrensel hükmünü şöyle ifade ediyor:</p>



<p><strong><em>3/ÂLİ İMRÂN-132:&nbsp;Ve atîûllâhe ver resûle leallekum turhamûn(turhamûne).</em></strong></p>



<p>Ve, Allah’a ve Resul’e itaat edin, umulur ki böylece siz rahmet olunursunuz.</p>



<p>Allah&#8217;ın tasarrufunda olan Mehdi Resûl’e biat, aslında Allah&#8217;a biattir. Gerçekten Fetih Suresinin 10.&nbsp; âyet-i kerimesine baktığımız zaman net olarak şunu görüyoruz:</p>



<p><strong><em>48/FETİH-10:&nbsp;İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen).</em></strong></p>



<p>Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah’a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah’ın eli vardır. Bundan sonra kim (ahdini) bozarsa, o taktirde sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allah’a verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için derecesini nakısa düşürür). Ve kim de Allah’a olan ahdlerine vefa ederse (yeminini, misakini ve ahdini yerine getirirse), o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).</p>



<p>Allahû Tealâ burada “Allah&#8217;ın eli, onların elinin üzerindedir.” buyurmakla Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in her zerresine daimî tecelli ettiğini bize bildiriyor. Bizzat: “Sana biat edenler gerçekte Allah&#8217;a biat etmişlerdir.” Eline de tecelli ettiği için Allahû Tealâ: “Allah&#8217;ın eli onların elinin üzerindedir.” buyuruyor.</p>



<p>Bugün O’nun yegâne mirasını devralan Allah&#8217;ın yeryüzündeki temsilcisi, Devrin İmamı Mehdi Resûl’e itaat eden Allah&#8217;a itaat eder, Mehdi Resûl’e asi olan da Allah&#8217;a asi olur.&nbsp;</p>



<p>Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz vaazettiği bir hadîste şöyle buyuruyor:</p>



<p><em>“Benden sonra nebî gelmeyecek. Ben Hâtem’ul Enbiyâ’yım. Ama benden sonra imamlar gelecek. Onlara itaat eden bana itaat etmiştir. Onlara asi olan, bana asi olmuştur.”</em></p>



<p>Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz Kendisi için geçerli olan hükmün, bütün vekâleten devrin imamları için geçerli olduğunu buyurduğu başka bir hadîsinde şöyle açıklıyor:</p>



<p><em>“Ben nasıl vahiy üzere mücâdele ettiysem, O da Benim sünnetim üzerine mücâdele eder.”</em></p>



<p>“Benimle insanlar nasıl şirkten kurtuldularsa Mehdi Resûl ile fitneden kurtulacaklardır” buyuruyor. Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz’in sünneti Allahû Tealâ’nın Kendisine söylettirdiği vahye tâbî olmaktır.</p>



<p><strong><em>53/NECM-3:&nbsp;Ve mâ yentıku anil hevâ.</em></strong></p>



<p>Ve o, hevasından (kendiliğinden) konuşmaz.</p>



<p><strong><em>53/NECM-4:&nbsp;İn huve illâ vahyun yûhâ.</em></strong></p>



<p>(O’nun söyledikleri), sadece O’na vahyolunan vahiydir.</p>



<p>Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz<em>: “En hayırlınız Kur’ânı öğrenen ve öğretendir.”</em> buyuruyor. Ümmetimin en hayırlısı Mehdi Resûl demesi Mehdi Resûl’ün Allah’ın öğretisiyle sadece Kur’ânla dîni öğretmesi sebebiyledir.</p>



<p>Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz: <em>“Bir zamanlar gelecek, size ruh verenler gelecek. Onları arayın, bulun. Kim zamanın imamına arif olmazsa, o cahiliyye standartları ile ölür.”</em> buyuruyor.&nbsp;</p>



<p>Mehdi Resûl, devamlı olarak insanları Allah&#8217;a davet etmektedir, Allah&#8217;ın davetini insanlara tebliğ etmektedir. “Ey insanlar! Duyduk duymadık demeyin! Allah&#8217;a ulaşmayı dileyin. Dilerseniz, siz ruhunuzu Allah&#8217;a ulaştırmayacaksınız, Allah sizin ruhunuzu Kendisine ulaştıracaktır.” buyuruyor. Vuslata ermenin mükâfatı 3. kat cennet ve dünya saadetinin yarısıdır. Bu Allahû Tealâ’nın bütün insanlara bir ikramıdır, bir lütfudur, bir fazl-ı keremidir.</p>



<p>Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz <em>“Allah&#8217;ın Kitab’ı olan Furkan’la,&nbsp; Kur’ân-ı Kerim’ledir. Çünkü sizden evvelkilerin haberi bu Kitap’ta vardır. Sizden sonrakilerin de haberi bu Kitap’ta vardır. Sizin aranızdakilerin de hükmü bu kitapta vardır.”</em>&nbsp; Kısacası, Kur’ân-ı Kerim evvelin de zikridir, ahirin de zikridir, anın da zikridir. Çünkü Kur’ân-ı Kerim ilmi rahmeti her şeyi kuşatan Allah&#8217;ın kelâmıdır. Bu sebeple Mehdi Resûl’ün öğretisi herkes için ahiret ve dünya saadetinin teminatıdır.</p>



<p>&nbsp;Allah razı olsun.</p>



<p><em>                                                                      </em>               <strong>                                                                                                                                                                                                                                                                          Dr. Abdulcabbar BORAN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kenthavadis.com/ahir-zamanda-hidayet-caginda-gelecegi-mujdelenen-mehdi-resulu-aciklayan-kuran-ayetleri-2-bolum.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
