Advertisement

MEVLÂNA VE ŞEMS-İ TEBRÎZÎ

Sevgili Kent Havadis Gazetesi okuyucuları;  Evliyalar yazı dizimizde, bu sayımızda  sizlere Şems-İ Tebrîzî anlatacağım. Mesnevî’nin hayatını, eğitimini, ölümünü ve  Mevlana’yla buluşmasını, sizlere aktaracağım….

Mevlâna uzun yıllar süren eğitimi neticesinde tefsir, hadîs, fıkıh, lügât, Arapça gibi ilimleri tahsil etmiş, asrının önde gelen bilginlerinden olmuştu.

Mevlâna; babası Sultânu’l-Ulemâ’nın ve Seyyid Burhaneddin’in feyzleri ile yetişmişti, fakat manevî yolculuğu henüz son durağa erişememişti. Sayısı yüzleri bulan müridleri ve öğrencileri vardı. Bütün zamanını öğrencilerini eğitmek ve müridlerini irşad ile geçiriyordu.

 

İşte bu haldeyken, Mevlâna’yı yakacak olan kıvılcım ortaya çıkacaktır: “Şems-i Tebrizi”

Şems-i Tebrîzî Kimdir?

Şems-i Tebrîzî, Konya’ya gelen büyük velîlerdendir. Doğum tarihi bilinmemektedir. Tebriz’de ilim öğrendi ve tasavvuf edebi ile yetişti. Daha küçük yaşlardayken Allah’a dünya hayatını yaşarken ulaşmayı dilemesi ileride onun manevî âlemde yüksek derecelerin sahibi olmasına sebep olmuştur. “Makalât” adlı eserinde dünya hayatını yaşarken Allah’a ulaşmasını sağlayan mürşidinden şöyle bahseder:

 

– Benim Tebriz’de Ebûbekir adlı bir mürşidim vardı. Sepet örer, onunla geçinirdi. Ondan çok şey öğrendim.

Şems-i Tebrîzî, atmışlı yaşlarında bile sırtında taş taşır, işçilik yapardı.

Şeyh Ebû Bekr-i Tebrîzî-i Sellebâf’ın müridi olan Şems-i Tebrîzî; diyar diyar geziyor, bu yüzden kendisine uçan Şems anlamına gelen ‘Şems-i Parende’ deniyordu.

Şems-i Tebrîzî’nin Konya’ya Gelişi

İşte O yüce yaratanın sevgisi ile alev alev yanan ve bu aşkı paylaşacak bir gönül arayan Şems-i Parende,  Mevlâna’nın dört medresede birden ders verdiği, müderrislik yaptığı dönemde, 29 Kasım 1244 tarihinde Konya’ya gelir. Rivayete göre Mevlâna-Şems karşılaşması ilk kez Şam’da olmuştur. Ancak bu iki velînin dostluğunun başlangıcı olan asıl karşılaşma yeri Konya’dır.

Şems-i Tebrîzî’nin Konya’ya gelişi ile ilgili olarak kendi eseri Makalât’ta şu satırları yer almaktadır:

“Allah’a yalvardım. Yarabbi beni kendi velilerinle tanıştır, onlarla yoldaş et dedim. Rüyamda, ‘Seni bir veliyle yoldaş edelim,’ dediler. ‘O veli nerededir?’diye sordum. Ertesi gece bu velinin Rum diyarında (Anadolu’da) olduğunu söylediler. Bir müddet sonra tekrar gördüğüm rüyada ‘Henüz vakti gelmemiştir, her işin bir zamanı var,’dediler.”

 Şam’da İlk Mevlâna – Şems-i Tebrîzî Buluşması

Şems, Konya’ya geldiğinde Şekerciler Han’ında bir odaya yerleşir. Mevlâna’yı sorar; onun o sırada Meram bağlarında sayfiyede olduğunu, ikindiye doğru şehre geleceğini söylerler. Şems yol üzerinde bekler, sabırsızlıkla Mevlâna’nın yolunu gözetir. Derken belirli bir vakit gelir, Mevlâna bir katıra binmiş, aheste aheste sürüyor ve kendisine doğru yaklaşıyordur.

 

Şems Mevlâna’nın katırının dizginini tutar ve önce şu soruyu sorar:

– Sen, Belh’li Sultân-ul Ulemâ oğlu Mevlâna Muhammed Celâleddin’sin değil mi?

Mevlâna:

-Evet! Der.

Şems:

– Ey dünya ve mânâ bilgilerinin sarrafı, söyle! Muhammed Hazretleri mi yoksa Bayezid Bestamî (sufi, 9.yüzyıl) mi daha büyüktür?” der.

Mevlâna, sorunun inceliğini ve kapsadığı geniş mânâyı hemen kavramıştır ve:

– Elbette Hz. Muhammed (S.A.V) büyüktür. O bütün peygamber ve velîlerin piridir.

Şems bu sefer şöyle sorar:

–  İyi ama Hz. Muhammed (S.A.V): “Yarabbi! Seni tebcil ederim (överim), biz Seni lâyık olduğun vechile bilemedik.” der. Halbuki Bayezid Bestamî: “Ben kendimi tebcil ederim (överim). Benim şanım çok yücedir. Zira bedenimin her zerresinde Allah’tan başka varlık yok.” diyor buna ne dersin?

Mevlâna hemen cevap verir:

– Çünkü Hz. Muhammed (S.A.V), günde sayısız makamlar aşıyordu. Her makam ve mertebeye vardığında, bir önceki makamdan istiğfar ediyordu, evvelki bilgi ve halinden af diliyordu. Böylece hiçbir makamda ve hükümde kalmayarak sonsuz ilim sahibi olan Rabbini ebediyyen tenzih ediyordu. Hz. Muhammed (S.A.V), Cenab-ı Hakk’a her gün daha çok yaklaşıyordu. Allah’ın kudret ve yüceliğini günden güne artarak seyrettiği için; ‘ Biz seni layıkıyla bilemedik’ buyurdu” der.

 

Ve şöyle devam eder:

“Bayezid Bestamî, ise bu sözleri Hakk’ın ilk tecellisiyle kendini nura gark edilmiş gördü. Bu makamın en yüce olduğunu sanarak böyle konuştu.

Şems, bu cevapla heyecanlanır ve sanki önceden tanışan iki dost gibi kucaklaşırlar.

Mevlâna’nın Şems-i Tebrîzî’ye Teslimiyet İmtihanı

Mevlâna Şems’i iyice tanıyınca ona hayran olur ve der ki; “ Ne olur! Beni de kendine benzet. Beni de sen gibi yak!” Şems şöyle cevaplar: “Sen zaten sevgi için seçilmişsin. Senin gönlünde bir aşk güneşi gizli. Şimdi bazı bulutlar ona perde oluyor. Eğer güneşin çıkmasını diliyorsan, bütün bildiklerini unut ve bana teslim ol. Tıpkı toprağın çiftçiye teslim olması gibi teslim ol. Zira aşk deryasında teslimiyet yelkeni açmadan yol alınmaz.” Mevlâna bu teklife tüm kalbi ile : “Evet!” der.

Mevlâna ve Şems dostluğu bu sözlerle başlar.

Ve Şems hemen ilk imtihanına başlar. Şems Hz.leri Mevlâna’ya “Öyleyse çarşıya git ve bir şişe şarap al da içelim.” der. Mevlâna o güne kadar hiç şarap içmemiştir ve haram olduğunu bilir. Ama ‘Şems söylediğine göre mutlaka bir hayır vardır’  diye düşünür ve derhal çarşıya koşar. Bir şişe şarap alır. Hızla dönerken şişe elinden düşer ve kırılır. Kalabalık etrafına üşüşür. Bir de bakarlar ki dökülen şaraptan mis gibi gül kokuları yayılmaktadır. Bu teslimiyet imtihanını kazanmış olarak Şems’e koşar. Mevlâna artık bütün vaktini Şems’e verir.

Mevlâna’nın Emaniyye Bilgileri Terkedişi

Şems-i Tebrîzî, ‘bilgilerin bilgisi olan ilâhi bilginin binlerce yıl tahsil edilse dahi öğrenilemeyeceğini’ söyler.

Şems-i Tebrîzî, Mevlâna ile yaptığı sohbetlerde ona, sadece emaniyye bilgilerle dolu olduğunu farkettirir. Mevlâna’nın bu faydasız bilgilerden kurtulmasının, emaniyye kitaplardan arınması ile mümkün olduğunu anlatır.

Bir gün Şems-i Tebrîzî, medresedeki havuzun başında oturarak bu kitapları birer birer suya atmaya başlar. Mevlâna yıllarca gözü gibi baktığı kitaplarının suya atıldığını görünce çok üzülür.

İçinden:

Hiç olmazsa Şeyh Attâr’ın yazmış olduğu kitabı atmasaydı… diye geçirir.

Bunun üzerine Şems-i Tebrîzî kolunu suya sokarak söz konusu kitabı sudan çıkarır ve tozunu silkeleyerek Mevlâna’ya geri verir. Bu kerameti gören Mevlâna tüm emaniyye bilgilerden vazgeçer. Mürşidi Şems-i Tebrîzî’ye olan hürmeti, saygısı gün geçtikçe, gerçek ilmi öğrendikçe kat kat artar.

 

Şems-i Tebrîzî’nin Konya’dan Gidişi

Konya halkı tarafından çok sevilen Mevlâna’nın, Şems-i Tebrîzî’den öğreneceği çok şey vardır. Vakit kaybetmek istemiyordur. Mürşidi Şems-i Tebrîzî’ye olan hürmeti, saygısı gün geçtikçe, gerçek ilmi öğrendikçe kat kat artar. Artık Mevlâna’yı kimse göremiyordur. O ise Kur’ân ilmini Allah’ın gerçek görevlisinden öğrenmenin mutluluğu içinde ilim deryasında yüzüyordur.

Mevlâna’nın Kimya adında yanında büyümüş, terbiye almış bir evlatlığı vardır. Şems-i Tebrîzî Hazretleri bu kızla evlenir. Ancak kısa bir süre sonra Kimya Hatun vefat eder.

İki dost, tasavvufi sohbetlere gömülürler. Mevlâna; okutmak, öğretmek, sohbet etmekten elini eteğini çeker.  Ancak öğrencileri ve halk, Mevlâna’nın kendileriyle ilgisini kesmesine tahammül edemez, kıskançlıkla Şems aleyhinde dedikodulara başlarlar. Bu dostluktaki sırrı idrak edemeyenlerin düşmanca davranışları sonucunda Şems-i Tebrîzî 1246 yılının Mart ayında Konya’dan ayrılır ve Şam’a gider.

Arkasında bir sevgili bırakarak yollara düşer.

Mevlâna bundan çok etkilenir. Çırpınır durur, aramaktan yorgun düşer ve ona seslenir:

“Ey dostların canına can katan,

Gül bahçesinde böyle bensiz gitme, istemem

Sen benimle beraberken,

Hem bu dünya güzel bana, hem o dünya güzel.

İstemem, bensiz kalma bu dünya da sen,

O bensiz gitme, istemem.

Mevlâna onun gitmesine sebep olanlara çok kırgındır. Bu yüce dostun ayrılığından sonra Mevlâna derin bir ıstıraba gömülür ve çevresiyle ilgisini kesip, bir köşeye çekilir. Mevlâna’nın üzüntüsü halkı etkiler; gelip, özür dilerler.

Bu sırada Mevlâna’ya Şems’den bir mektup gelir. Mevlâna sevinçle yeniden sema etmeye, şiirler yazmaya, dostlarına iltifata başlar.

Şems-i Tebrîzî’nin Konya’ya Dönüşü

Onları çekemeyenler pişman olurlar ve Mevlâna’nın oğlu Sultan Veled’in Şam’a gidip, Şems’i aramasını isterler. Sultan Veled beraberinde Mevlâna’nın bir mektubu ile Şam’a gider, Şems’i bulur ve yeniden Konya’ya davet eder. Şems, 1247 Mayıs’ında Sultan Veled’le birlikte Konya’ya döner.

 

Bu kez Şems’in Konya’ya gelişine herkes sevinir. Şems’in şerefine ziyafetler verilir, sema meclisleri düzenlenir, sohbet ve muhabbet dolu günler başlar.

Fakat bu huzur ve sevgi dolu günler uzun sürmez. Ham kişiler yeniden kin ve kıskançlığa kapılır, Şems’e düşman olurlar.

Şems-i Tebrîzî’nin Ölümü

Önceleri Şems’e karşı gelenler aslında yatışmış değildir. Onu Mevlâna’dan ayırmak için çareler düşünüp, araştırmaktadırlar. Bir gece yarısı Allah sohbetinin koyu bir anında kapı çalınır. Gelen kişi Şems-i Tebrîzî’nin elini öpüp, yola devam etmesi gerektiğini söyler. Aslında bu, ona kurulan bir tuzaktır. Nihayet 5 Aralık 1247 gecesi Şems aniden ortadan kaybolur. Gecenin zifiri karanlığında yola devam etmek için çıkan Şems, pusudaki 7 kişi tarafından öldürülür.

Gece yarısının uykulu sessizliğinde bir Allah sesi duyulur. Kuş kafesten uçmuş, uçan Şems bir daha gelmemecesine gitmiştir artık… Bu iki seçkin velînin dostluğunu idrak edemeyenler Şems’i yok etmişlerdir….

(Şems’in esrarlı ölümüne Mevlâna’nın vefatından sonra kaleme alınan kaynaklar, bir nebze ışık tutmaktadır. Şems-i Tebrîzî’nin Konya’da bulunan türbesi de Mevlâna’nın ölümünden sonra mezarının üzerine inşa edilmiştir…)
Şems’in öldüğü gerçeği, Mevlâna’ya söylenilmez, Şems’in gittiği haberi yayılır.

Mevlâna, Şems Hazretlerinin kaybolması ile gittiğini düşündüğü tüm ülkelerde yine onu aratmaya

başlar. “Şems Hazretlerini falan yerde gördüm.” diyene üzerinde o anda ne varsa veriyordur.
“Bu haber yalandı…”dedikleri zaman hiç üzülmüyor; “Ben yalan habere sarığımı, feracemi verdim, haber doğru olsaydı canımı verirdim.”diyordu.

Mevlâna onun ardından kanlı gözyaşları akıtır. Kalbi üzüntüden kan bağlar. Aç susuz, uykusuz geçen geceler boyunca hep sevgilisini sayıklar.

 

“Ağlaya inliye sen gittin ama

Göklerde arkandan durmadı ağladı

Parça parça etti yüzünü ay

Gönlüm arkandan kan bağladı”

 Şems, bu dünyadan göçmüş Mevlâna’nın güneşi batmıştır artık. Ancak o kaybolan nur bu defa Mevlâna’nın gönlünden olanca güzelliği ile doğar. Ve şimdi bir aşk güneşi onun gözleri içinden bütün dünyaya gülümser.

Mevlâna, Şems’i çok arar, araştırır. Mevlâna, Şems’i aramak için tam dört kere Şam’a gider. Ancak bulamaz; onu gönlünde yaşatarak aramaktan vazgeçer.

Onun ayrılığıyla gönüller yakacak şiirler söyler. Bu aşkla yanan Mevlâna bazı geceler sabahlara kadar gazeller yazar. Mevlâna, Şems’i kaybettikten sonra bu ayrılığın üzüntüsüyle gönülleri yakan hasret dolu şiirler söyler. Mevlâna’nın eserlerinden biri olan Divân-ı Kebir’deki Şems mahlaslı şiirlerin büyük kısmı bu dönemim ürünüdür.

  Seyyah Gülay Ozan

 

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir