Erkekler eşlerine karşı nasıl bir tutum sergilemeliler? Kadınların bu konudaki hakkları nelerdir?
Eûzubillâhimineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrahîm.
Allahû Tealâ’ya sonsuz hamd ve şükrederiz yine bir yazımızda birlikteyiz ve Allah’ın bizlere bahşedeceği bir mutluluğu yaşayacağız. Çünkü daima Allah’tan bahsetmek, Allah’ın Allah’ın bize bahşedeceği bir mutluluğu yaşamaktır. Erkeklerin hanımlarına davranış biçimi nasıl olmalıdır? Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) Kur’ân’a uygun olan bir hadîsi şerifte şöyle buyuruyor: “Kendin için istediğini kardeşin için istemedikçe, kendin için istemediğini kardeşin için istemedikçe asla imanın kemaline eremezsin.”
Bu temel kanun, bir erkeğin hanımına karşı nasıl davranması gerektiğini net olarak açıklayarak ortaya koyuyor. Eğer erkek hanımının kendisini sevmesini istiyorsa -ki doğal olarak herkes bunu ister- o zaman ne yapması lâzım? Evvela onun hanımını sevmesi lâzımdır.
Yani bir kişi kendi için ne istiyorsa, örneğin karşı tarafın kendisini sevmesini istiyorsa, öncelikle o kişi karşı tarafı sevmelidir. Hadîs-i şerife göre bir insan, kendisi için istediğini karşı taraf için istemedikçe îmânın kemaline eremez.
Eğer biz eşimizin bize iyi davranmasını, bizi sevmesini, bizi mutlu kılmasını istiyorsak, o zaman bizim vazifemiz, görevimiz, ona nasıl davranmamız gerektiği ortaya çıkıyor; evvela tarlaya biz tohumu ekeceğiz. Biz seveceğiz ki; ne ekerseniz onu biçersiniz, eğer gerçekten seversek seviliriz. Güzel davranırsak güzel davranışlara muhatab oluruz. Negatif davranışlardan kendimizi korursak, kesinlikle karşı tarafa negatif bir davranışta bulunmazsak, Allahû Tealâ bizi de o istikamette onun vasıtasıyla korur. Nitekim Allahû Tealâ’nın Kur’an-ı Kerîm’de zikrettiği şey şu: “Rical erkeklerin üzerinde idareci ama aynı zamanda koruyucudurlar.”
4/NİSÂ-34: Er ricâlu kavvâmûne alen nisâi bi mâ faddalallâhu ba’dahum alâ ba’dın ve bi mâ enfekû min emvâlihim fes sâlihâtu kânitâtun hâfizâtun lil gaybi bi mâ hafizallâh(hafizallâhu) vellâtî tehâfûne nuşûzehunne fe ızûhunne vehcurûhunn(vehcurûhunne) fîl medâcıı vadrıbûhunne fe in ata’nekum fe lâ tebgû aleyhinne sebîlâ(sebîlen) innallâhe kâne aliyyen kebîrâ(kebîren).
Erkekler, mallarından (kadınlar için mehir ve nafaka olarak) harcamaları sebebiyle ve Allah’ın, onların bir kısmını, diğerlerine üstün kılmasından dolayı, kadınların üzerinde daha çok kâimdirler (koruyup gözetici, idare edicidirler). Bu bakımdan salih amel (nefs tezkiyesi) yapan kadınlar itaatkârdırlar, Allah’ın (onların haklarını ve iffetlerini) korumasıyla, onlar da gaybde (kocalarının yokluğunda hem kendilerini, hem kocalarının mal ve şerefini) koruyucudurlar. İtaatsizliklerinden (baş kaldırmalarından) korktuğunuz (kadınlara) ise (önce) nasihat ediniz. Ve (sonra da) yataklarında yalnız bırakınız. Ve (hâlâ itaat etmezlerse) onlara vurunuz. Bundan sonra eğer size itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Muhakkak ki Allah Âli’dir (yücedir), Kebîr’dir (büyüktür).
Onları korudukları kadar kendileri korunurlar. Siz eşinizi ne kadar korursanız, ne kadar mutlu ederseniz, ne kadar severseniz, ne kadar onun isteklerini en güzel biçimde karşılarsanız, ona verdiklerinizin iki katını Allah size yansıtır.
Evlilik Resûlullah’ın sünnetidir. Hadîs-i şerifte: “Benim sünnetimden yüz çeviren benden değildir.” buyruluyor. Herkes belli bir yaşa geldiği zaman evlenmek ister, bu insanın fıtratına uygun bir olgudur. O sıcak yuvada tadacağı mutluluğu ilelebet yaşamak ister. Aile hayatı -eğer Allah’ın ölçüleriyle yaşayabilirsek- bu dünya mutluluğun mekanıdır. Ne yazık ki günümüze baktığımız zaman boşanmalar evliliklerin sayısını geçmiştir. Acaba ne oluyor da evliliğin hemen akabinde kavgalar başlıyor, bir kaos ortamı oluşuyor ve ayrılıklara varan birtakım hadiseler yaşanıyor?
Karşılıklı nefsler devreye giriyor ve Allahû Tealâ unutuluyor. İnsanlar nefslerine, hevalarına tâbî olarak böyle bir hayatı tercih ediyorlar. “Herkes bana versin, benim isteklerimi beklentilerimi yerine getirsin ama kimseye karşı sorumlu olmayayım” mantığıyla gerçekleşen davranışlar, herkesi üzer, sıkıntıya sokar. Doğal olarak “Ne ekersen, onu biçersin” kanunu gereğince kişi her an nefsine zulmettiği için huzursuz, mutsuz ve etrafındaki insanları huzursuz mutsuz eden bir kişi olur.
“Ne kendi eyledi rahat,
Ne âleme verdi huzur,
Çekti öldü gitti,
Dayansın ehl-i kubûr.”
Almadan vermek sadece Allah’a mahsustur. Allah’ın hiç ihtiyacı yoktur. Yani biz bir şey vermeden Allahû Tealâ hep verendir. Bizler hep Allah’a muhtaç kullarız. Fakat insan ilişkilerinde ne ekersek onu biçeriz kuralı geçerlidir. Hasada gitmek istiyen, öncelikle tarlayı ekmesi gerekir. Ama karşı taraftan almak istiyorsak, kesinlikle önce vermemiz lâzımdır. Sevmek vermektir. Sevmek fedakârlıktır, mutluluk bunun meyvasıdır. Eğer tüm bunları gerçekleştirmeden hep karşıdan beklerseniz almanız mümkün değildir. Onun için tarlaya ekmeden hasada giden eli boş döner.
Allah’ın emriyle hayatlarını birleştiren karı-koca, evvel emirde mutlu bir yuva kurmak istiyorlarsa, çocuklarıyla birlikte huzuru, mutluluğu sonsuz yaşamak istiyorlarsa, mutlaka Allah’ın sesine kulak vermelidirler. Allah’ın sesi Kur’ân’dır. Mutlu bir aile ancak tüm aile bireylerinin mutluluk davetiyesi, reçetesi ve garantisi hükmündeki Kur’ân’ın emir ve nehiylerine harfiyyen uyulmasıyla gerçekleşir. Öyleyse evlilik kurumuna Kur’ân cephesinden baktığımızda, kocanın eşine nasıl davranması gerektiğini Allahû Tealâ açıkça ifade ediyor.
35/FÂTIR-18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru).
Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah’adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah’a döner, ulaşır).
Güzel ahlâkın temeli nefs tezkiyesi ve tasfiyesidir.
(Devamı gelecek yazıda…)
Dr. Abdulcabbar BORAN









Leave a Reply