Bu yazımızda, İslâm’da aile hayatının bir başka bölümü olan anne-baba ve çocuklar arasındaki davranış biçimlerini gözden geçirmeye çalışacağız.
Euzubillahimineşşeytanirracim.
Öncelikle Allahû Teâla böyle bir beraberliği bizlere nasip kıldığı için O’na hamd ve şükrederiz. Ve bu yazımızın da, Allah’ın yardımıyla hem bizlere, hem de tüm okurlarımıza, herkese hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Evvela Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in bir hadîs-i şerifiyle inşallah giriş yapmak istiyorum:
‘Çocukların rızkını Allah verir. Mutluluğu biz yaşarız.’
Öyleyse aile için çocuk sadece bir mutluluğun vesilesidir. Rızkını Allahû Teâla veriyor. Çünkü Allahû Teâla En’âm Suresinin 151. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:
6/EN’ÂM-151: Kul teâlev etlu mâ harreme rabbukum aleykum ellâ tuşrikû bihî şey’â(şey’en), ve bil vâlideyni ihsânâ(ihsânen), ve lâ taktulû evlâdekum min imlak(imlakin), nahnu nerzukukum ve iyyâhum, ve lâ takrebûl fevâhışe mâ zahere minhâ ve mâ batan(batane), ve lâ taktulûn nefselletî harremallâhu illâ bil hakk(hakkı), zâlikum vassâkum bihî leallekum ta’kılûn(ta’kılûne).
De ki: “Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım; O’na bir şeyi ortak koşmayın. Anne, babaya ihsanla davranın. Yokluk (fakirlik) sebebiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de yalnız Biz rızıklandırırız. Kötülüğün açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haklı olmanız hariç kimseyi öldürmeyin ki; onu Allah haram kıldı. İşte bunları size vasiyet (emir) etti. Böylece siz, akıl edersiniz.”
İnsanların çoğu, biz çocuğa bakamayız gibi bazı düşünceler ve endişelerle, doğum kontrol hapı gibi bir takım yöntemlere başvuruyorlar. Ama Allah’ın evrensel kanunu, bu âyet-i kerimede zikredildiği gibi çocukların rızkını kesinlikle verenin Allahû Teâla olduğudur. Sadece biz insanlar anne-baba olarak onun mutluluğunu yaşarız. O halde bu cepheden hiç kimsenin endişe içine girmesine sebep yoktur. Burada önemli olan, anne-babanın görevi, bir başka hadîs-i şerifte zikredildiği gibi, bir anne-babanın çocuğuna bırakacağı en güzel miras, Allah ve Resûl sevgisinin, İslâmî terbiyenin o çocuğa verilmesidir.
Çocukla, anne-baba arasındaki ilişkiyi Allahû Teâla Kur’ân-ı Kerim’de detaylı olarak inceleyerek, anne-babaya bu istikamette öğütlerde bulunuyor. Halk arasında “Ne zamandan beri Müslümansınız?” diye sorulduğunda hepimizin bir cevabı var: “Kâlu Belâ gününden beri.”
Allahû Teâla anne-babayla birlikte yeni dünyaya gelen çocuğun, ta o zamandan beri nasıl bir dizayn içerisinde yetişmesi gerektiğinin tedbirlerini almış Kâlu Belâ gününde.
“Kâlu Belâ gününde biz insanlarla Allahû Teâla arasında nasıl bir olay tahakkuk etti? Nasıl bir seramoni gerçekleşti?” diye merak edenlere hemen adres veriyoruz, A’râf 172 ve 173:
7/A’RÂF-172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).
Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”
Allahû Teâla A’râf 173’de özellikle çocuklarla ilgili olan bölümde şöyle buyuruyor:
7/A’RÂF-173: Ev tekûlû innemâ eşreke âbâunâ min kablu ve kunnâ zurriyyeten min ba’dihim, e fe tuhlikunâ bimâ fealel mubtilûn(mubtilûne).
Veya fakat daha önce babalarımız da şirk koştu ve biz onlardan sonraki nesiliz. Hal böyle iken bâtılla amel edenlerin yaptıklarından dolayı mı bizi helâk edeceksin?” dersiniz diye.
Burada çok önemli bir tespitte bulunmak mümkündür. Anne-baba şirkin içinde olabilir. Anne-baba Allah yolunda olmayabilir. Ama çocuğun bir mazerette bulunmaması için Allahû Tealâ, tâ bu dünya hayatına gelmeden evvel, zamandan evvel herkes için tedbirler almış.
Yani: “Benim annemin-babamın günahları sebebiyle ‘Sen beni yakacak mısın Ya Rabbim?” dememeleri için Allahû Teâla o günde herkesi huzurunda toplamış. Tüm insanları 3 vücut ve serbest iradeyle yaratan Rabbimiz, o gün, orada, ruhtan aldığı misak, fizik vücuttan aldığı ahd ve neftsen aldığı yeminle, 3 yeminle bütün insanları Kendisine bağlıyor.
Öyleyse Kâlu Belâ gününde hepimiz, anneler de, babalar da, çocuklar da aynı anda Allah’ın huzurundaydık. Ve Allahû Teâla herkesi bu 3 yeminle Kendisine bağladı. Bizler bu dünya hayatına gelirken rastgele bir dizayn içerisinde gelmiyoruz. Allahû Teâla’nın bizden aldığı yeminleri yerine getirmek üzere dünya hayatını yaşıyoruz. Anne-baba ve çocuklar açısından ayrı ayrı görevler mevcut. Herkesin, çevresindeki insanlara karşı vazifesini bi hakkın yerine getirmesi, o insanları mutlaka mutluluğa ulaştıracaktır. Allah insanları çok seviyor. En çok sevdiği insanoğlundan istediği tek şey ahiret ve dünya mutluluğudur. İnsanların yaratılış gayesi Allah’a kul olmaktır.
51/ZÂRİYÂT-56: Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya’budûn(ya’budûni).
Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım.
“Abd olmak” Allah’ın emirlerine itaat, yasak ettiği filleri işlememektir. Allah’ın emirlerine itaat, yasak etiği fiileri işlememek ahiret ve dünya mutluluğudur. Emirlere itaat etmeden yasaklara uymadan hiç kimse mutlu olamaz.
66/TAHRÎM-6: Yâ eyyuhellezîne âmenû kû enfusekum ve ehlîkum nâren vakûduhen nâsu vel hicâretu aleyhâ melâiketun gılâzun şidâdun lâ ya’sûnallâhe mâ emerehum ve yef’alûne mâ yu’merûn(yû’merûne).
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler)! Yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten kendinizi ve ailenizi koruyun. Onun üzerinde çok güçlü ve çok sert (acımasız) melekler vardır. Allah’ın onlara emrettiği şeyde, Allah’a asi olmazlar ve emrolundukları şeyi yaparlar.
Allahû Tealâ burada “âmenû” hitabıyla anne-babalara sesleniyor. “Ey îmân eden anne-babalar! Evvela kendinizi ve daha sonra da evlad-ı ıyalinizi, çocuklarınızı ateşten koruyun.”
Bir anne-baba kendisi ateşteyse çocuğunu ateşten koruması mümkün değildir. Osmanlı’da bunu veciz şekilde ifade eden bir söz var: “Kendisi muhtaç bir himmet dede, nerde kaldı gayriya himmet ede.”
Bir insanın, kendisi şirkte iken, ateşin içerisindeyken çocuğunu kurtarması hiçbir zaman mümkün değildir. Onun için Allahû Teâla âyet-i kerimede, “Evvela kendinizi, sonra evlad-ı ıyalinizi, çocuklarınızı ateşten koruyun.” buyuruyor.
Anne-babanın çocuğuna karşı görevlerini yerine getirebilmesi için, evvel emirde bi hakkın kalpten Allah’a ulaşmayı dilemesi gerekir. Allahû Tealâ evvel emirde anne-babadan Allah’a ulaşmayı dileyerek Allah’a Kul olmalarını istiyor. Allah’a kul olan anne-baba çocuklarına Allah ve Resûl sevgisini vermek suretiyle çocuklarının Allah’a kul olmalarına yardımcı olacaktır. Allah’ın çocuklar içinde tayin ettiği kul olma hedefine onları ulaştırmak her anne-babanın birincil görevidir.
Çocuklarının Allah’a ulaşmayı dilemelerine vesile olan her anne-baba böylece mutluluğu yaşayacaktır.
Allah razı olsun.
Dr. Abdulcabbar BORAN









Leave a Reply